Close

Popüler Yazılar

RAHMET: VAROLUŞSAL ŞEFKATİN ONTOLOJİSİ

RAHMET: VAROLUŞSAL ŞEFKATİN ONTOLOJİSİ

DEMOKRASİNİN GÖLGESİNDE SİYASAL YOKSULLUK

DEMOKRASİNİN GÖLGESİNDE SİYASAL YOKSULLUK

KENDİNE ÇIKAN YARA SOKAKLARI

KENDİNE ÇIKAN YARA SOKAKLARI

İmdat DEMİR

zamanın omzuma konmuş sessiz kuşu
rüya tüylerinden örülü ağır gölge
omzum bir dal, sen bir nefes
uçarsan şehir içime çöker
kaldığında kalbim eğik yürür
gökyüzü cepte taşınan bir yara
takvim yapraklarında kanayan pervane tozu
içimde ötüşen kırık metronom kalbi
zaman, suskun bir âyet gibi
boğazımda düğümlenen görünmez çağ
omzuma yaslanan bu kuşun gözleri
tarihin yorgun koridorlarından gelir
savaş fotoğrafları kadar uzak kokar
baba saatinin paslı tik takları
balkonda unutulmuş çocukluk salıncağı
rüzgârın dilinde eski isimler
her hecede eksilen bir mahalle
gölge, yere değil ruha düşer
sokak lambaları yas tutar sessiz
geceyi giyerim, gündüzü saklarım
zamanın iliklenmeyen düğmesi boğazımda
omzumda üşüyen göçmen sezgiler
bir çoban yıldızı içime bakar
dağların alnında çatlayan takvimler
nehirler akmaz, içime sızar
taşların hafızasında küflenmiş ayak izleri
kuş konuşur, ben susarım içimden
kelimeler kanat kırığı taneler olur
defterin kenarında uyuyan heceler
mürekkep, zamanı taklit eden bir ırmak
kâğıt, gölgenin kendine yazdığı mektup
kendime adreslenmiş mühürlü bir yarın
zaman, kapı eşiğinde duran dilenci
avuçlarımda bozukluk yerine suskunluk
omzuma kondukça hafifler ağırlığı
kaçsam da peşimden yürür gölgem
tenimde eski gömleklerin yorgunluğu
annemin sesiyle yıkanmış sabahlar
pencere pervazında unutulmuş yasemin kokusu
tahta masanın alnında uyuyan harita
şehir, göğsüme çizilmiş labirenttir
her sokak kendine çıkan yara
yara büyüdükçe içim genişler tuhafça
kuş susar, kalbim bağırır içerde
zaman, yeraltı ırmağı gibi akar
adıma çarpa çarpa çoğalır sessiz
harfler, omzumdan dökülen tüylerdir
her heceyle biraz eksilirim
eksildikçe görünür olurum kendime
yürüdükçe içim geriye doğru gider
aynalarda ters akan çocukluk gölleri
baba gölgesi duvarda ince bir sızı
saat kulesi boğazıma takılmış zincir
rüya penceresinden sızan paslı ışık
gökyüzü, cebimde taşıdığım mavi borç
bulutlar, ertelediğim soruların küfü
yağmur yağar, içimde taşkın susuzluk
her damla yeni bir takvim açar
tarihin küllerinden doğan serçe kalpler
omzuma konup ev sorarlar fısıltıyla
cevabımda yalnızlığın posta pulu yapışır
yürürüm, kaldırımlar nabzımı dinler gizlice
her adımda değişir yerçekiminin ahlâkı
zaman, merdiven basamaklarında sendeleyen ihtiyar
ben, elinden tutan şaşkın çocuk
aynı bedenin iki ayrı mevsimiyiz
kuş, ikimizin arasındaki köprü olur
uçarsa içimde büyür boşluk vadisi
kalırsa gövdemde yeşerir sabır ormanı
dengede dururuz ince dal misali
rüzgâr, kaderin imzasını dener üstümüzde
yara kabuk bağlar, gölge parlar nihayet
benlik, yavaşça yürümeyi öğrenir içe doğru
omzumda tüy tüy çoğalan sükûnetle
arkamdan yürüyen görünmez zaman kuşu

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir