Close

Popüler Yazılar

RAHMET: VAROLUŞSAL ŞEFKATİN ONTOLOJİSİ

RAHMET: VAROLUŞSAL ŞEFKATİN ONTOLOJİSİ

DEMOKRASİNİN GÖLGESİNDE SİYASAL YOKSULLUK

DEMOKRASİNİN GÖLGESİNDE SİYASAL YOKSULLUK

OTORİTERLİĞİN DİJİTAL TİRANLIĞI: GROK YASAĞI

OTORİTERLİĞİN DİJİTAL TİRANLIĞI: GROK YASAĞI

İmdat DEMİR

Ak Parti’nin bilgiyle olan imtihanı, artık neredeyse absürt bir tiyatroya dönüştü. Bugün bir yapay zekâ sohbet botu olan Grok yasaklandı, yarın sırada elektrikli süpürge olabilir. Çünkü otoriterliğin mantığı budur: Düşünceyi emen her şeyi düşman ilan eder. Tozu değil, düşünceyi çeken makinelerdir esas korkulan. Grok’un verdiği birkaç “rahatsız edici” cevap yüzünden Türkiye, bu teknolojiye sansür uygulayan dünyadaki ilk ülke oldu. Ne büyük “başarı”! Tarihe, dijital çağın ilk yapay zekâ sansürcüsü olarak geçmek… Üstelik bu sansür, Grok’un sahibi Elon Musk’ın “model gelişti, artık daha doğru yanıtlar veriyor” demesinin hemen ardından geldi. Demek ki bir şey gelişiyorsa, bu ülkede yasaklanması da kaçınılmaz.

Türkiye’de iktidar, sadece muhalefeti değil, artık nöronları da tehdit olarak görüyor. X platformundaki bir sohbet botunun sözleriyle mücadele edecek düzeyde “kırılgan” hale gelen bir devlet yapısı, demokrasiden değil, kendi gölgesinden korkar hale gelmiştir. Hukukun üstünlüğü, eleştiri kültürü, ifade özgürlüğü gibi kavramlar sadece kitaplarda kalan soyut kelimelere dönüşmüş durumda. Grok’un engellenmesi, yalnızca bir algoritmanın değil, dijital çağın kendisinin yasaklanmasıdır. Türkiye’nin bu tür kararlarla neyi engellemeye çalıştığı artık açık: Gerçekten düşünen, sorgulayan ve hesap soran her şey.

AKP hükümeti, yıllardır sistematik biçimde her tür özgürlük alanını tırpanlıyor: Basın, üniversiteler, STK’lar, sosyal medya platformları… Şimdi sıra makinelere geldi. Çünkü insanlar korkutuldu, sindirildi; şimdi de makinelerin “sözlerinden” korkuluyor. Bu, distopyanın değil, tam anlamıyla mizahın sınırında bir trajedidir. Orwell’in hayal gücünü bile utandıracak bir boyuta evrilmiştir. Öyle bir korku toplumu inşa edildi ki artık insanlar değil, kod satırları bile “terör” unsuru sayılıyor.

Grok, bir yapay zekâ modelidir. Yanlış söyleyebilir, hata yapabilir, güncellenebilir. Ama yasaklanması, dijital sansürün kurumsallaştırılmasıdır. Türkiye bu kararla sadece kendi vatandaşını değil, geleceğini de cezalandırmaktadır. Genç mühendislerin, yazılımcıların, düşünürlerin önüne yeni bir duvar daha örülüyor. Çünkü bu yasak sadece bir yapay zekâ botunu susturmakla kalmıyor; eleştirinin, mizahın, ironiyle düşünmenin önüne geçmeyi amaçlıyor. Çünkü Grok sadece konuşan bir algoritma değil, artık susturulmak istenen bir zihnin adı oldu.

Eğer bir yapay zekânın söyledikleri bir hükümeti rahatsız ediyorsa, sorun yapay zekâda değil, o hükümetin gerçeklikle olan çatışmasındadır. İnsanlara ve makinelere aynı anda sansür uygulayan bir rejim, ne ifade özgürlüğüne ne bilimsel gelişmeye tahammül edebilir. Elektrikli süpürgeyi yasaklaması bile sadece bir mecaz değil; çünkü “temiz” bilgiye, “temiz” düşünceye bu kadar düşman olan bir iktidar, belki de bir gün dijital hafızaları da süpürmek ister.

Sonuç olarak, Grok’un yasaklanması, yalnızca bir teknolojik müdahale değil, otoriterliğin dijital evrimidir. Bu yasağı savunmak, sadece algoritmalardan değil, özgür düşünceden korkmaktır. Ve bu korku büyüdükçe, yalnızca makineler değil, insan da susar. Ama unutulmamalıdır: Bir gün, elektrikli süpürgeyi yasaklayanlar, o süpürgenin altında süpürülecek kadar da kirli olabilir.