ÖLÜMÜ TERS ÇEVİREN SİLUET
İmdat Demir
burada zemheri sıcağında çatlayan takvimlerim vardı
deliren öğle gölgeleri uzardı avluda
çıldıracak günlerim sıraya girmişti
aklım masaya bıçak bırakmıştı
takvim yapraklarıyla kavga ediyordum sessiz
saatin yelkovanı tersine yürüyordu
pencere pervazında titrerdi çocukluğum
dilimin ucunda donmuş kehanetler
camın dışında yanardı kuru kar
içimde yazdan kalma bir enkaz
göğsümde terliyordu üşüyen güneş
kendi iklimime yabancıydım artık
adımlarım mevsimlere küsmüş dolaşıyordu
sokağın köşesinde puslu bir kader
beni bekleyen kırağılı bir istikbal
sonra göğe usulce bir cemre düştü
donmuş cümlelerime sıcak su yürüdü
aklımla didişen o küçük kıvılcım
beynimin bodrum katını aydınlattı
sorularımı sandıktan çıkaran bir isyan
hafızamın rutubetini silen rüzgar
gözlerime ikinci bir retina ördü
düşüncelerime kaçak geçitler açtı
mantığımın haritası yırtıldı sessiz
yasak bölgeler görünür oldu
benliğimin sınır kapıları sana mühürlendi
çelişkilerim pasaport kuyruğuna dizildi
her biri adını fısıldıyordu
aklınla kalbim arasında yeni sınırlar çizildi
sana tutuldum derken gökyüzü eğildi
dudaklarımda yeni bir alfabetik tufan
hecelerimin yerini değiştiren çekim
kuzeyim güneyime sızmaya başladı
yıldızlar tavandan sarkan küflü lambalar
hepsi yüzüne göre yer değiştirdi
şehir haritam senin nabzına göre büküldü
sokak isimlerim titreşti birer kehanet
her kavşakta gözlerin için pusular
yürüdüğüm her taş seni tekrar etti
iç monoloğum senin sesine benzedi
yalnızlığım iki kişilik odaya dönüştü
zamana ait borçlarım yeniden hesaplandı
her saniye senden yana yazıldı
kendi hikâyemde figüran bendim
çelişkilerimde büyüyen bahçe vardı
bir tarafım karla kaplı dağ sırtı
diğer tarafım yanık ekin tarlası
aynı kalpte zıt mevsimler yaşardı
bir yanım git diyen sürgün treni
öte yanım kal diyen eski iskele
tereddütlerimle marangozluk yapıyordum
arada kalışlarıma salıncak kuruyordum
bir ipi akla bir ipi kalbe bağlı
boşlukta salınan çocuk gülüşleriydim
kendi kendime yangın çıkarıyor
sonra üflüyordum küllerin içinden
sen çıkıyordun bende bitmeyen iç savaş
barikat kurmuştu bütün ihtimaller
yine de senin tarafın ağır basıyordu
zemheri sıcağında kavrulan şehir
benimle birlikte ateşten gömlek giydi
rüzgar bile terleyerek esti bugün
kar taneleri buhar olup yükseldi
mevsimler protokolü iptal edildi
takvimler olağanüstü hal ilan etti
ben kendime karşı darbe yaptım
yıllardır savunduğum tüm tezleri yaktım
yanlışlanmış teorilerimle ısındı odalar
düşünce arşivimde kırmızı alarm çaldı
kesinliklerim sürgüne gönderildi
yerine senin belirsiz profilin yazıldı
varoluşum senli bir dipnota döndü
asıl metni bakışın okudu
ben hep dipte parlayan not kaldım
öldüm dedim kendi kendime usulca
ama ölüm burada anlam değiştirdi
bedenim değil eski benliğim gömüldü
mezar taşıma soru işareti kazıdım
tarihleri boş bıraktım çünkü arada
sen duruyordun ince bir parantez gibi
sana tutuluşumun jeolojik katmanlarını
her katmanda başka bir fay hattını
her kırıkta adının yankısını sayıyorum