DİRENİŞ MELEĞİ
İmdat Demir
bir gecede yedi gündüz taşıdım
zamanı avuçlarımda yoğurmasını öğrendim
takvimler uykusuz bıraktı damarlarımı
her saniye kendine tırnak geçirdi
geceyi içime katlayıp yürüdüm
gündüzü gözkapaklarımda sakladım sessizce
maraş uzaktan yanık bir haritaydı
çocukluk kokusu külle karışmış sokaklarda
rüzgar minarelerden eski ezanlar düşürdü
bir gecede yedi kere dirildim
her dirilişte başka bir ben
gölgemi kaldırımlara emanet bırakıyordu
adımlarım şehirle aynı nabızdaydı
gökyüzü benle beraber daraldı
yedi gündüzü tek cümlede tuttum
iman ettim ilk yarama sessizce
aşkı kalbime kazıyan ince kazmaya
son aşkı da aynı haneye yazdım
maraş içimde kıbleye döndü
her sokak bir sure oldu
duvarlara gizli ayetler yazıldı
balkon demirlerinde tespihler sallanıyordu ağır
annemin sesi tandırın dumanındaydı
çocuk ben toprağa diz çökmüştüm
ilk aşka orada imza verdim
son aşka da aynı mürekkeple
kalbim iki tarih arasına sıkıştı
biri doğum biri yitik şehir
hepsini maraş kelimesine sığdırdım
harflerin içi yanık badem kokuyordu
sütçü imam geceden bana seslendi
sokağın ucunda gölge gibi durdu
elinde süt değil barut kokusu
gözlerinde kentin direniş buğusu
adımı çağırdı uykunun içinden
kalk dedi tarih seni bekliyor
bir gecede yetmiş yıllık öfke
omuzlarıma yüklendi ağırlaşarak bugün
sabah yaklaştıkça artan bir hasret
şehirle ben aynı nefeste titredik
şehitlerin adı buzlu camdaydı
her ter damlam onlara selam oldu
maraş sokaklarında ayak izim çoğaldı
geçtiğim yerlerde zaman geri sardı
hikaye beni kendine kahraman yazdı
ıslanır kirpiklerim aklıma yağan sorulardan
her soru küçük bir mermi gibiydi
delip geçti eski inanç katlarını
kafatasımda tünel açtı geceler
hangi tanrı bu kente bakıyor
hangi melek duvarlara yaslanıp ağlıyor
sütçü imam mıyım yoksa ben
yoksa yalnızca tanık mıyım sessiz
kirpiklerim şehrin baraj kapakları şimdi
açıldıkça taşan hatıralar taşıyorum
gözyaşımda köprüler yeniden yıkılıyor
yeni köprüler kuruyor sesin gizlice
aklım sorularla dolu kar kuyusu
içine düşen her cevap kayboluyor
sadece senin adın yüzeye çıkıyor
bir ben olurum içimdeki maraş’ta
diğerleri sığıntı gölgeler gibi
aşkta yanmış taşları sayıyorum tek tek
hayatta kırık merdiven basamaklarını
yedi uyurlar gibi kıvrılıp bekliyorum
zaman üzerimizden sessizce akıyor
bir mağara göğsümde büyüyor usul
içinde sen uyuyorsun derin uykuda
başucunda şehir bekçilik yapıyor sabırla
ben nöbet tutan tek kişilik ordu
gözlerimi kırpmadan koruyorum seni
rüyalarına sızmasın diye eski yangın
gündüzleri mağara girişine oturuyorum
kendimi tarihle aynı hizaya çekiyorum
adımlarımı senli çağa göre ayarlıyorum
sevgilim diyemediğim bütün geceler
boğazıma düğümlü bir ezan oldu
adıma çağrıydı sustuğum her ses
varsın açılsın şimdi gözlerim
uykuların mühürlediği perdeler yırtılsın
karanlık odalardan sana yürüyeyim ağır
her adımda bir şehir değişsin
maraş yerini kalbine bıraksın
sende toplanan bütün yıkık coğrafyalar
harita üstünde değil solukta birleşsin
ben rüyadan sana devredilen yolcu
biletsiz geçiyorum uyku gümrüklerinden
bavulumda yalnızca adının yankısı
pasaportumun mührü senin nefesin
her nefeste yeniden vatandaş oluyorum uykulardan sana geleyim dedikçe
rüya ile tarih yer değiştiriyor
bir gecede yüzyıllar yaşıyorum
yedi gündüz bile yetmiyor kalbime
sen bütün zamanların ortak paydasısın
gece seni ilk aşk diye yazar
sabah son aşk diye mühürler
arada kalan ben yanık ara cümle
maraş içimde dönüp duran mihenk taşı
bütün duygularımı orada tartıyorum
hafif gelenleri rüzgara teslim ediyorum
ağır gelenleri senin kalbine
böylece tamamlanıyor yarım kalan cümlem
bir gecede yedi kere doğuyorum
her doğumda sana biraz daha yaklaşıyorum