GÖĞSÜMDE KIVILCIMLANAN KAÇAK MEVSİM
İmdat Demir
birinci sigara çatlak bir şafaktı
soluğumda is kokan ilk harf
gizli avlularda öksüren kalbim
duvarlara yaslanan ürkek gölgem
sen gülüşünü kül tabağına bıraktın
şehir ciğerine kadar çekildi
gökyüzü ince bir tütün perdesi
ilk aşk paslı bir kibritti
tırnak ucunda titreyen kıvılcım
acıya eğilen ince parmakların
ceplerimde kaçak bir yaz mevsimi
rüzgâr sigara kâğıdını okşarken
takvimler ufalanıp küllere karıştı
adı olmayan küçük bir ülke doğdu
ilk heyecan göğüste ani deprem
nefesim sokağa sığmayan at
dar sokaklarda şahlanan yalnızlık
omuzlarımızda geceyi birlikte taşıdık
ıslandı ayakkabılarımız ses etmedik
sesimiz susturulmuş bir marş oldu
çöplükten yıldız toplayan çocuk gibi
ilk kaçamak tarihten çalınan virgül
cümle yarım kaldı biz yürüdük
arkamızdan devlet kadar ağır gölgeler
kimliğimiz cebimizde sahte pasaport
öptüğümüz yasaktı öksürdüğümüz meşru
polis düdüğü uzaktı kalbimiz yakındı
gökyüzü tanıktı dosyaya girmeyen delil
o kuytu köşe küçük bir tapınak
duvarında çocukluğumun kazınmış çizikleri
kaldırım taşında unutulmuş gece duası
kediler bizi izledi tarih sustu
gözlerin saklı bir ay takvimi
her bakışın başka peygamber indirirdi
karardı neonlar biz aydınlandık
kederi sardık ince tütünlere
her sarışımız küçük bir yas töreniydi
parmaklarımız sessiz cenaze alayıydı
konuştukça duman çoğaldı kelimeler azaldı
yanaklarımızda aynı anda iki mevsim
bir yanda kış diğer yanda nisan
kalbimiz kül kaldı bakışımız çocuk
sonra birlikte tüttürdük o anı
her nefes bir ömür kısalttı
her ömür bir kelime uzattı
seni içime çektim başım döndü
evren küçüldü küllük usulca büyüdü
ruhumdan dumanla harfler yükseldi
birinci sigara bittiğinde anladım
aşk ciğerlere yazılan gizli tarihti