Close

Popüler Yazılar

DEMOKRASİNİN GÖLGESİNDE SİYASAL YOKSULLUK

DEMOKRASİNİN GÖLGESİNDE SİYASAL YOKSULLUK

YALNIZLIĞIMI DEMLİYORUM SANA

YALNIZLIĞIMI DEMLİYORUM SANA

İmdat Demir

çaydan yükselen buğu sevgilim
rize yamaçlarında uyur göğsüm
yağmur ince bir perde şimdi
toprak ıslanır adınla birlikte
yaş adını taşır yapraklarda
şeker yerine keder karıştırırım
kaşığın sesinde çocukluğum ürperir
buhar yüzüme eski maske çizer
fincan dudağıma sınır çeker
pencereyi çizen damla takvimi
içimde yırtık bir takunya sesi
çayın dumanı ezanla karışır
bir deniz kabarır fincanda
ufak bir fırtına söner

nemli bir güneysu baharında bekler
dal uçlarında terli dualar
toprak göğsünü açar göklere
çay fidesi ince bilek gibidir
toprağa eğilen asi bilek
her tomurcuk gizli bir hece
adını fısıldayan yeşil hece
sis iner dağların alnına usulca
tarlalar beyaz bir unutuş giyer
işçiler sırtında görünmez tarih taşır
avuçlarında kararmış takvimler tutar
tütün kokulu bir türkü başlar
yamaçtan devrilen zaman susar
gözlerimizde yırtık bir haziran

boynumu vuracağın günü düşünürüm
demliğin kalbinde kaynar gelecek
kapakta dönen su kader midir
yüzeyde kırılan köpük rüyadır
buharın alnıma yazdığı işaret
gizli bir idam fermanıdır
gülüşün celladın gevşek ipi
şefkatli bir hançer gibi parlar
zamanı ince ince doğrarsın
çay kaşığının metal bıçağıyla
her karıştırışta eksilirim biraz
koyu renkli bir gün ölür
bardakta gömülen küçük takvim
ipin ucunda sallanır gölgem

yalnızlığımı sana demliyorum şimdi
koyu tavşankanı bir sığınak gibi
bardağın dibinde toplanır gece
çay lekesi olur eski hatıralar
altın halka bırakır masanın alnında
oradan filizlenir sessiz bir orman
sandalyeler kök salar içime doğru
boş sandalye yanımda iklim değiştirir
yastık gibi kabarır yokluğun
sesin gelmeyen bir tren düdüğü
istasyon kapanmış fakat beklerim
peronda çay bardağı nöbet tutar
dudak izini mühür diye saklar
adı olmayan bir kabilem olsun ister
sürgün edilmiş bütün cümlelerle

ince belli bardak minyatür evrendir
dibi karanlık gövdesi ara kat
üstte kalan ışık katmanında
dudak izlerinden harita yaparım
kendime dönüş yollarını işaretlerim
camda kırılgan bir kader taşırım
parmağımda gezdiririm ufku yavaşça
bardak altlığı pasaport olur bazen
sınır kapılarından kimliksizce geçerim
gümrük memuru sadece buharı arar
buharda saklanan çocukluğumu bulur
el koyar sonra geri verir
her yudumda yeniden sınırı geçerim

sarılacağım boynuna elbet bir gün
göğsümdeki sis sana akar
içimdeki dağlar bardağa iner
bir yudumda çözülür yorgun eğimler
çay kaşığı döner küçük gezegen gibi
senin yörüngende ağır ağır
sana çarparak kırarım yalnızlığı
saatin akrep yelkovanını eritir çay
zaman tabağa dökülmüş şeker olur
eriyip kaybolan saniyeleri içeriz
gözlerinle sessizce karıştırırsın bardağı
bakışların uzun saplı kaşık olur
yutkunurken içime iner gölgen
boğazımda ince bir yol açar
o yoldan sessizce geçersin

sevgilim çaydan önce geldin
bu yüzden dünya hâlâ ıslak
rize yamaçları kalbime benzer
her yağmurda biraz daha çöker
biraz daha yeşerir aynı anda
fincan tabağı küçük bir peyzaj
çay lekesi göl olur orada
içine düşer minyatür bir gemi
adını taşıyan kâğıttan bir gemi
batınca başlar bu hikâye aslında
demliğin ağzında dönen gök kubbe
mutfağın dar kâinatına sığar
biz ikimiz gezegen gibi uzak
aynı bardağın içinde yakın
çay soğur fakat yazımız ısınır

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir