KİRPİKLERİNDEN ÇİSELEYEN UYKU
İmdat Demir
gözleri esaretten kurtarmak gerekir önce ama gülüm
gökyüzünün parmaklıklarını indirip alnından öpmek gerek bu yorgun bakış
bütün ekranları camları fişleri sessizce kapatmak gerek
gözkapaklarına küçük bir sığınak çizmek parmak ucuyla
dolaşan haber kalabalığını dışarıda unutmak lazım bir anlık susuşta
göz çukurlarında kümelenen korku sürülerini uyutmak gerek
her satırı ip gibi kesen ışıkları kısmak gerek
sana bakan her aynayı kalbime çevirmek istiyorum
çünkü yoruldu bu yüzyılın gözleri gülüm fazla şahitlikten
bakışlarımızda kırık medeniyet tortuları taşıyoruz birlikte her akşam
sabahın sevişgen bereketinde dinlenmeli artık bu gözler
pencerede ince bir perde rüzgarla yırtılmalı usulca
masaya bırakılmış yarım elmayı güneş okşamalı yavaşça
kahve telvesinde bekleyen dünün gölgeleri dağılmalı ağır
biz sabaha çıplak gözle değil içle bakmalıyız
kirpiklerinden çiseleyen uykuyu toplamalıyım avuç avuç sevgilim
gün ilk ışığını alnına sürsün sessiz bir dua
yastık kıvrımlarında saklı kabus kırıntıları çözünsün yavaşça
sabah senin gözbebeklerinde tekrar icat edilsin istiyorum
dışarıdaki dünya biraz geciksin önce sen açıl
taze bir görmek için önce görmeyi unutmak gerek
adını ezberlediğimiz her nesneden geri çekilmek gerek
şehrin etiketlerini sokak isimlerini bir süre silmek
seni ilk defa görüyor gibi bakmak istiyorum
aynı yüzü her gün değil her çağda tartmak
ırmakları yalnız su değil unutma ihtimali sanmak
gökyüzünü mavi değil devasa bir soluk bilmek
gözlerini uygarlığın yorgun ekranlarından çekmek şart bugün
çünkü sürekli bakan aslında gittikçe görmez olur
taze bir görmek için biraz körleşmek lazım
geceyi beklesin gözlerin karanlığı prova etsin biraz
günün gürültüsü sussun damarlarından çekilsin yavaşça gülüm
siyahın bütün tonları kirpiklerine kamp kursun bu
yüzüne ay ışığı değil eski çağlar değsin
tarihin bütün savaşları alnının çizgilerinden geçsin sessizce
gece senin yüzüne yeni kıtalar çizecek inan
henüz bilmediğin dâhalar uyandırılmayı bekliyor orada sevgilim
her çizgiye küçük bir ihtimal yerleştiriyor karanlık
sen uyurken yüzünde çoğalan devrim haritaları var
uyandığında aynalar bile şaşıracak bu yeni bakışa
gözleri esaretten kurtarıp sabahın kucağına bırak gülüm
yeter bu hücre ışıltısı bu kelepçeli bakma alışkanlığı
dünyayı değil beni gör biraz bugün ne
kendi içine bakarken dışarıyı da affet belki
ben senin gözlerinden öğreniyorum yeniden yürümeyi her
sen dünyaya baktıkça genişliyor kalbimin kiralık odaları
görmek bir ceza değilse bir şifa olsun artık
gözlerin dinlensin ki biz de dinlenelim yavaşça
sabahın sevişgen bereketi alnına yuva kursun bugün
ve gece yüzünde açacak dâhalara yer açsın