Close

Popüler Yazılar

RAHMET: VAROLUŞSAL ŞEFKATİN ONTOLOJİSİ

RAHMET: VAROLUŞSAL ŞEFKATİN ONTOLOJİSİ

DEMOKRASİNİN GÖLGESİNDE SİYASAL YOKSULLUK

DEMOKRASİNİN GÖLGESİNDE SİYASAL YOKSULLUK

İÇİNE İNSAN KAÇMIŞ BOZ AYI

İÇİNE İNSAN KAÇMIŞ BOZ AYI

İmdat DEMİR

sevgili eşim ayşe’ye……

tek gözlü
kendi kuytumda
ağlamaklı
sevgilim
bir sarmaklık
keder kadar yakınım sana..!

veya uzağım –
belli belirsiz
bir kar yılanı gibi
omuzlarıma çöken unutuşun
sessizliğine doğmuşum belki

bir çay yaprağına sinmiş geçmişle
fısıldayarak konuşurum rüzgârla
çünkü burada,
her fırtına bir hafızadır

seninle varlığın ilk çatlağında tanıştık
ilk su, ilk mısır, ilk ay
ve ilk susuş
aynı çöküşle yıkandı

yamaçta bir boz ayı
kendi sesinden korkarak
unutuyor annesinin kokusunu
işte öyle kayboldum seninle
sessizce ve bilinçli

bir zamanlar
aşk derdik bu karışıklığa
şimdi,
aşkın sadece
yağmurla ıslanan bir sis olduğunu biliyorum

varlık,
ağaç kabuklarına sinen o eski lisan
bize anlatmadıkları şeyleri
şimdi kuşlar söylüyor rüyalarımıza

gece –
uyuyan bir derenin alnı
ben oraya yasladım bütün kırılganlığımı
çünkü ben,
hiçliğe en yakın olduğumda
senin soluğunu duydum

hiçlik ne mi?
bir mısır tarlasının ortasında
elleri çamura bulanmış bir çocuğun
seni gülümsemesi

ve belki o çocuk,
benim ta kendimdim
ya da senden kalan
bir zamansızlık iziydim

bak!
dil kırılırken konuşur karadeniz
şairin değil,
balığın hatırasıdır burada kelime

bir ismin var mı senin?
yoksa sadece
bir nem gibi mi yayılıyorsun
toprağın gizli gözeneklerinden?

ben seni
bulutla karışan bir dua sandım
dilime almadım,
çünkü söyleseydim,
sen dağılırdın

bizde sözcük,
yoklukla pişer
bir çay gibi
kaynayıp sonra sessizleşir

çünkü gerçek aşk
konuşmaz
yalnızca
yağmur gibi
toprağa düşer ve kaybolur

senin gülüşün –
orada
sis içinde yaşayan eski bir efsanenin
sesi gibiydi

bir kadının
boğazından geçmeyen ağıdı
ve sadece dağlar duyar onu

biz burada
ormanı bile kırgın izliyoruz
ağaçlar arasında gezinen
anı hayaletlerini

çünkü geçmiş
kök tutmaz burada
yalnızca
yağmurla karışır
ve kendini yıkar

senin adınla başladım
ama her harfi
bir boz ayı yuttu uykusunda
ve her yutulan harf
bir yıldızın düşüşü oldu içime

karadeniz
bir iç deniz değildir
bir iç çığlıktır
ve biz
o çığlıkta yankılanan
sadece gölgeyiz

gözlerinde
bir dağın unuttuğu çocukluk vardı
ve ben o çocuğu
bir dereye bıraktım
akıp gitsin diye

akmadı
orada kaldı
orada
her gün kendini yeniden doğurdu
çünkü aşk
ölmekle değil
ölümde kalmakla başlar

tek gözlü –
yani artık yarım
çünkü sende kaldı
bakışlarımın öteki kanadı

seninle konuşmak
çürümeye övgü okumak gibi
ve çürüme
bazen
sonsuzluğun en güzel tanımıdır

bir mısır tanesi
sana doğru yürüyorsa rüyamda
bil ki
ben senin geçmişini hâlâ yaşıyorum

çünkü zaman
halkalıdır
ve biz
hep aynı yerden dönüp
aynı unutuluşa çarpıyoruz

adım neydi benim?
senin susuşunda yok olan mı
yoksa
bir yağmurla yazılmış
ama toprağa ulaşamadan
buharlaşan mı?

çünkü toprak
her şeyi hatırlar
ama hatırladıklarını
sadece rüyada gösterir

şimdi bir sis bastı içimi
ve biliyorum
bu sis geçmez
çünkü sen
bu sisin ta kendisisin

ağlayamayan bir ayı gibi
içime çökmüşsün
ne kışa dönüşüyorsun
ne ilkbahara

sadece bekliyorsun
bir derviş gibi
bir sözcük gibi
söylenmeye hazır
ama unutulmuş

şimdi
her şey sende başlıyor
ve sende bitiyor gibi

ey sevgilim
boz ayının unuttuğu dua
göğsümde bir çay gibi demleniyorsun
ve her yudum
bir adını daha siliyor zihnimden

seni böyle seviyorum
yani yok olarak
yani
bir ormanın sisini
elime almaya çalışır gibi

Sonraki Yazı