Close

Popüler Yazılar

RAHMET: VAROLUŞSAL ŞEFKATİN ONTOLOJİSİ

RAHMET: VAROLUŞSAL ŞEFKATİN ONTOLOJİSİ

DEMOKRASİNİN GÖLGESİNDE SİYASAL YOKSULLUK

DEMOKRASİNİN GÖLGESİNDE SİYASAL YOKSULLUK

ATEŞTEN CÜMLEYLE DONAN İSTANBUL

ATEŞTEN CÜMLEYLE DONAN İSTANBUL

İmdat DEMİR

adım üstünde martı şimdi
istanbul içimde yankı çoğaltır
sana doğru azalan yollar
gölgemi tutup sürükler sessiz
yollardan geçerken ürperirim
yaklaştıkça içim üşüyor ağır
buz tutuyor çırpınan hasretim
sesinde titreyen bir lodos
göğsüme vuran eski bir rıhtım
yalnızlık mendilime konan tuz
tuz kabuğumdan içeri iner
içimde kıvrılan mavi bir sürü
martı sesinde saklı çocukluk
yorgun vapurlara yaslanmış gece
gece ufkuma ateş sürüyor usul
ateşten kelimeler sokağı yanık
sokakların gölgesi bende büyür
eriyip cümle olacağım sessiz
boynuna sığınan bir rüzgâr gibi
rüzgâr saçlarıma eskiyi taşır
eski her defa yeniden yanar
yandıkça çoğalan ince çizgiler
çizgiler içimde bir liman kurar
limanda bekleyen sarı bir kuş
kuş gözlerimde mırıltı bırakır
mırıltıda solgun bir hatıra
hatıra dalgaların iç sesidir
dalgalar omzuma soğuk vurur
soğuk dokununca adım azalır
azaldıkça martılaşır göğsüm
göğsümde çırpınan uzak bir ses
ses istanbul’un kederli nefesi
nefes akşamın mavi çatlağıdır
çatlaktan sızan ince bir ışık
ışık martıların kanadında büyür
kanatlar kenti taşır ileri
ileri gittikçe yakınlaşan uçurum
uçurum içime eğilen aynadır
ayna yüzümde tuz halkaları çizer
tuzla çoğalan bir kıyı düşer
o kıyı gözlerimin iç bahçesi
bahçede ıslak taşlara yaslanır gün
gün sende duran bir gül gibi
gül kokusu boğazdan geçer ağır
ağır yürür içimdeki karanlık
karanlık kendine mavi perde çeker
perde rüzgârı içime taşır
taşır her seferinde biraz daha
daha derinde suskun bir boşluk
boşluk kanatlarımın gevşek yeri
yeri martıların bıraktığı çığlık
çığlık kıyıya vuran dalgadır
dalga senden bana gelen iz
iz yavaşça silinen bir söz
söz dudaklarımda çarpık bir ateş
ateş kabuğumu kıran tınıdır
tını kendini geceye bırakır
gece her şeyi yavaşça taşır
taşır içimdeki eksik parçayı
parça istanbul’un nefesinde gizli
gizli bir rıza gibi büyür
büyüdükçe sesimi geri ister
sesimi duyan eski bir martı
martı bana kendi adımı söyler
adım sesimde açılan kapıdır
kapıdan içeri sisler dolar
sis gövdemde kıvrılan hayal
hayal rüzgârı kendine çağırır
rüzgârın dili kente hükmeder
kent uykusuz bir gölge olur
gölge uzadıkça soğur içim
içim boğaza inen bir yol
yol senin yüzüne bağlıdır
yüzünde titreyen akşam izi
iz her şeye yeniden dokunur
dokunuşunda mavi bir ürperme
ürpermede saklı eski yazlar
yazlar martıların iç çekişi
çekiş boğazı usulca deler
delinen yerden gece taşar
taşan gece boynuma dolanır
boynunda ısınan bir hece
hece akar içime derinden
derinlik gövdemi ikiye böler
bölündükçe çoğalır boşluğum
boşluğum sana doğru yürür
yürürken taşlaşır ayaklarım
ayaklarım kıyıya çarpar yavaş
yavaş oldukça içim titrer
titreyen yerim hatırandır
hatıra kanatlarımı örter sessiz
sessizlik martıların kalp atışı
atış her akşam yeniden doğar
doğar boğazın paslı soluğunda
soluk senin ey istanbul diyen
diyen sesime bir gölge düşer
gölge suya uzanan bir keder
keder içime kıyı mühürler
mühür boğazıma asılı durur
durdukça hece hece çözülürüm
çözülüşüm dalgaların ritmidir
ritim sende tüneyen martıdır
martı içimde ateş taşır
ateş buz tutan hasretimi deler
hasret yokuşlardan inen bir ağıt
ağıt sana doğru tutuşan nefes
nefes adımlarımı kırar biraz
biraz kırıldıkça sözüm parlar
parlayan söz boynuna yürür
yürüyen söz ateşten yapılmıştır
ateş eritir göğümdeki sessizliği
sessizlik martı kanadıyla yırtılır
yırtıldıkça sana yaklaşırım
yaklaştıkça titrer ellerimin içi
içimde bir gül sarsılır hafif
gülün yaprağında boğaz kokusu
koku göğsüme çivilenmiş duadır
dua rüzgârın bana bıraktığı hece
hece boynuna değince erir
gece erirken adım sana dönüşür istanbul.

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir