SİS DİLİNE DÖNMÜŞ ÇOCUKLUK HARFLERİ
İmdat Demir
Şerevaz kokusu döner içime
Pepeçura moru sızar akşama
Kastaniça kabağı bakar daldan
Sacayak gölgesi titrer ocakta
Pelki buharı örter çocukluğu
Hosti sözcüğü yürür rüyadan
Çağın kepengi iner sessizce
Kunci susarken minci ürperir
Korkoti taneleri sayar geceyi
Koloti saklar ekmek kırıntısını
Malahtara pası parlar yağmurda
Likmene izi kalır avuçta
Gazyağı isi tutar karanlığı
Bulme kapısında durur sesler
Mabeyin eşiğinde bekler gölge
Darni aralığından sızar sis
Kot cebinde taş saklar denizi
Tiyeter perdesi iner hafızaya
Hopeçi döner rüzgarla içimde
Gerdel başında eğilir zaman
Lahmi kırıntısında susar yoksulluk
Pulama tabağında ısınır gurbet
Küpün ağzında bekler peçi
Çalı hışırtısında ürker çupi
Kutuni boşluğunda gezer yalnızlık
Davli vuruşunda çatlar sefer
Kondaridan rayında gider hatıra
Paçi gülerken boğulur gözlerim
Falamidi çağırır sisli yamaçları
Kopali ipinde sallanır günah
Feretiko dokur kader ipliklerini
Masuri sandığına siner gelin
Kormi duvarında küf kokar dua
Kenef taşında ürperir onurum
Ayakyol duvarına kazınır isimler
Gece kuşu çuncuri öter içimde
Naylanın podosisi kayar suya
Likapalan fikoki düşer toprağa
Kartofilan mamuli kızarır tandırda
Kuri kuri yer çocuk gövdeyi
Laus kavanozunda bekler zaman
Şokali şekerlenir eski mutfakta
Lobya tanelerinde saklı açlık
Pafuli kokusunda titrer yaz
Perçem saçında sisli yağmur
Andı çiçeğinde yanar tarih
Metuşi gölgesine sığınır kuş
Sehter telinde ağlar gurbet
Çiten altında soluklanır dünya
Altındakiler yanar sessiz içten
Zimilaçi dikeni deler topuğu
Handospara sarar yaralı düşü
Fukara siğran bakar boş göğe
Yanmışa çiya konar sessizce
Kavataraya uzanır ürkek hıyar
Lahananın kotisi saklar tuzu
Kabağın çiviti deler karanlığı
Muta küpünde boğulur heceler
Yayık refani kokar çocuk teri
Kumyasladı rüyalar çürür ağır
Koliva tavaliya sorar ölümü
İskemi üstünde oturur hatıra
Seke kenarında büyür masal
Konsol çekmecesinde uyur kefen
Tomele taşında durur ev bedeni
Çiçili saksıda açar yalnızlık
Kolistavra duvarında döner rüzgar
Langonanun kardaşı tutar ufku
Furnesi bacasından uçar karanlık
Tumulisi ateşi öper geceyi
Çumuşi tabakta susar sabah
Çilbur yerken dağılır keder
Paluze yanında durur ekmeğaşi
Çapuğun dibinde küllenir sözler
Kuviçanun içinde uyur közler
Sinide haşil tifti kavut
Yanında lenger portihala güler
Eğratluğa yürür fakir günü
Kuti gölgesinde saklı çocuklar
Küp kofterasi şekerlenir zamana
Tapa üzerinde kurur gözyaşı
Çişoma tasında ürperir su
Kadi kenarında bekler adalet
Panti ipinde asılı yaz
Pali düğümünde kısılır ses
Manaçi rüzgarında savrulur eşya
Kopti gitti kalmadı yankı
Arapiko felisi kokar kışa
Sütli mancası ısıtır yoksulu
Baklavada bulunmaz hamsi tadı
Kuşinin gülüşü kalır dalgada
Şamiralar moziko döner göğe
Nosaka kosi olur sessizlik
Ambar kaaber taşar buğday kokusu
Roka gölgesinde dinlenir rüzgar
Saçak hamlaus altında yağmur
Kurçeli ile hopi yürür zamandan
Livor matiçali çalar merdivenleri
Laus rokopisi solar yavaşça
Rengi sararıp söner tarih
Çafladi sesi iner bodruma
Kaçapeti gölgesinde saklı korku
Peşuğun kamarası tutar uykuyu
Entari eteğinde sürünür gece
Jipon dikişinde kalır nefes
Fustan cebinde taşınır sır
Elbiselerun hası öper bayramı
Halaçilan çıkrığı döner durmadan
Kuyizma ipinde asılı yazgı
Kuku sesinde uyanır orman
Çiğa bağırırken ürperir sokak
Pardinun çığlığı siler pası
Büyüdükçe kızarır horoz çitarisi
Peştemal tezgahınun teli kopar
Kırılır mitarisi evin kaderi
Arışak içinde saklı çehiz
Çağra ucunda sallanır umut
Teşik deliğinde bekler gölge
Rokopeti deseninde akar ırmak
Yığ keten balyasında uyur tarih
Peşkir çeşan dokur Rize rüyasını
Yarilerin avlusuna serer sabahı
Yazun kerveti dolar avlulara
Hohori kokusunda titreşir et
Kiviçinun kemiğinde yankı uyur
Elbet yenilmez buharlı sessizlik
Apsomati konur kan durur biraz
Boğmaca olanı tutar koça nöbet
Nefes merdivenlerinde öksürür zaman
Uyumayan sebiye verirler çiça
Rüya tadında akar acı
Yaramaz çocuklara uzanır viça
Dilin kenarında yanar yasak
Paçilarun elişi parlar gecede
Sanat eseri olur yoksul pencere
Filketa uyasında toplanır sabır
Tentene gölgesinde büyür bekleyiş
Kanaviça deseninde saklı çığlık
Murmurisle nanuris uyutur bizi
Ninni ritminde döner dünya
Pumburi şepidinun izi kalır
Avuç çizgilerinde yürür çocukluk
Çilipuli sesi deler duvarı
Puli yankısı tutar geceyi
Karatavuk çişona öter derede
Alemediye döner makoçi gözü
Suyun aynasında bozulur zaman
Ğorğarina kokar ıslak taşlar
Hacika yolunda kayar ayak
Anağula kapısında bekler gölge
Kör sıçan gibi kaçar hafıza
Derelerde çağana döner çocuklar
Sularda eğri hasan uyur
Süs için aranır koğlidi izi
Vizorisi gibi parlar taş
Seferberluktan sonra uzar sessizlik
Ne kadar geçti bilemem şimdi
Geçen zaman içinde çatladı dil
Bizdeki ses dönüştü yankıya
Şimdi bu sözcükler yetim rüya
İster oku ister yırt at
Rizeli arkadaşum işit kalbimi
Anam babam kardaşum dinle
Alem bilmese bile sen bil
Bu dil bizim son sığınağımız
Kaynayan tencerede saklı tarih
Yayla sisinde gezinen anlam
Bir kelime ölür bin doğar
Şerevazla açılır taş kapılar
Pepeçura gibi akar hatıra
Kastaniça kabuğu örter mezarı
Sacayak altında ısınır gölge
Pelki tabağında erir mesafe
Hosti senin adın zamandır
Ben konuşurken değişir harfler
Dilime çarpan dalga sensin
Rizeli çocukluk bir iç deniz
Tahta iskemlede uyuyan evren
Seke taşında diz çöken gövde
Konsol üstünde sararan fotoğraflar
Kolistavra köşesinde üşüyen ikon
Langonanun kardaşı gibi asılı gök
Furnesi ateşiyle mühürler geceyi
Tumulisi külünde döner hafıza
Çumuşi tabağında soğur keder
Çilbur sarısında saklı güneş
Paluze şeffaf bir kader harcı
Ekmeğaşi parçası tutar dünyayı
Çapuğun külünde yatar sözler
Kuviçanun dibinde yanar geçmiş
