KENDİNE VARAN ÇİLİMBURA
İmdat Demir
güzel kız işte karadeniz burası
kıyıya yaslanmış yeşil bir nabız
rize’ye trabzon kala içim titrer
virajlara sinmiş eski dualar var
her dönemeçte çoğalır içimde sis
denizle dağ arasında asılı kalırım
adımlarım kayar ıslak zamana doğru
sanki yol değil damar yürürüm
her tünelde başka bir çocukluk parlar
camdan içeri dalar tuzlu hafıza
kirpiklerime çarpar uzak köy ışıkları
gecenin alnına değen ince yıldızlar
senden önce de mendil gibi katladım bu yolu
ama sen varken derinleşti uçurumlar
kanıma hasret karışmaktadır şimdi
dalga dalga yükselen gizli bir isyancı
damarımda kıvrılan karadeniz akıntısı
kalbimin kıyısına vurur usulca
her çakılda senin adın yazar
geri çekilir köpük silmeye kıyamaz
liman arayan bakır gözlü hüzün
martıların boğazında sıkışmış türküler
sorma güzel kız kaç kere öldüm
şu dar virajlı iç tenhalarımda
her ölümden sonra sahile vurdum
bir çay bardağında yeniden uyandım
şeker yerine gözlerin karıştı suya
çay karardı içim aydınlandı sessizce
ve sen gittikçe çoğalan bir dalga
ufuk çizgisine eğilen ince omuz
uzaktan bakan yorgun bir fener gibi
gözlerin yağmurun nabzını tutar
kirpiklerinden sarkan tuzlu taneler
çöker içime geç kalmış ihtimaller
gülüşün kıyı şeridi boyunca uzanır
sözlerin taş evlere çarpan rüzgar
seni düşündükçe daralır kaburgalarım
sığmaz olur omzuma bu gök kubbe
bir sis gibi sardın içimin yaylalarını
yamaçlardan yuvarlanan kar topu heceler
her yuvarlanışta büyüyen bir hitap
adını çağırırken kısılır nefesim
sesim buğulu bir pencereye dönüşür
içinden sen geçersin iz bırakarak
yağdığım deniz sensin şimdi
üstüne kapandığım tuzlu uyku
şimşek çizgilerinde kırılan suretim
dalga sırtlarında sürüklenen yalnızlığım
kıyıya vuran paslı gemi ismi
siline siline sana benzer oldu
ben hangi fozaya düşsem gecede
kabaran köpük sesine dönüşürüm
arkamda köpükten geçici cümleler bırakırım
hepsini sabah silemez rüzgar
çünkü sen ezberledin çoktan
yazdığım bütün gizli harfleri
deniz kabuklarına fısıldadığım itirafları
biriktirirsin saç diplerinde usulca
fırtına çıktığında hepsi konuşur
benim yerime bağırır dalgalar sessizce
dur bekle beni güzel çocuk
henüz bitmedi bu virajlı anlatı
bir tünel daha var içimde
karanlık duvarlarına adını kazıdığım
çıktığımda yüzünü göreceğim belki
ya da yalnızca gölgeni bulacağım
olsun yine de yürürüm ileri
geri vitese takmayan kamyon gibi
senden başkasına dönmeyen bir direksiyon
yol kenarında ıslanmış naylon bayraklar
dalgalandıkça senden haber taşır
her yağmur damlası imza yerine geçer
ıslak asfaltın üstünde kayar umut
ben kaydıkça daha çok sana düşerim
dizlerim yarılır ama içim toplanır
seviyorum seni demek yetmez bazen
kelime kısa kalır karadeniz boyunda
daha uzun bir nefes ister aşk
daha dik bir yokuş daha keskin viraj
sevmek senin dilinde heyelan demek
yamaçtan kopup aşağı bırakmaktır aklı
ben bıraktım çoktan haberin yok
molozlar arasında filiz veren çiçek gibi
yine sana doğru uzar düşüncem
her taşın altında yeni bir hatıra
her uçurumun dibinde eski dua
ben dua ile küfür arasında sallanırım
sen geçerken susar bütün lanet
yalnız kalana kadar konuşmaz içim
adını duyunca yeniden başlar kıyamet
işte karadeniz diyorum içimden
suların siyah hafızası açılır
bir bir dökülür ay ışığına
rize’ye trabzon kala bu akşam
seninle aramdaki mesafe erir
iki il iki kalp iki kıyı
aynı dalganın içinde karışır
tarih bir anlığına susar sanki
sadece motor sesi ve iç sesim
güzel kız bak son virajdayım
deniz üstü köpük kadar yakınım sana
eğer şimdi gülümsersen hafifçe
bütün kıyı benimle aydınlanacak
ve ben nihayet kendime varacağım
sende biten bu uzun yolda