Close

Popüler Yazılar

RAHMET: VAROLUŞSAL ŞEFKATİN ONTOLOJİSİ

RAHMET: VAROLUŞSAL ŞEFKATİN ONTOLOJİSİ

DEMOKRASİNİN GÖLGESİNDE SİYASAL YOKSULLUK

DEMOKRASİNİN GÖLGESİNDE SİYASAL YOKSULLUK

KIZGIN RÜZGÂR

KIZGIN RÜZGÂR

İmdat Demir

öptü beni uçurumun kenarında kızgın bir rüzgar
kenar taşlarında başımı yoklayan ufak korku sürüsü
aşağıda yutkunan karanlıkta çoğalan şehir ışıkları usulca
dudaklarında gizlenen ansızın kesilen çocukluk duaları sevgilim
sırtımdan yukarı tırmanan ince ve ürkek ürperti
sen eğildin yüzüme dünya yer değiştirdi içimde
göğsümden sökülen eski harfler havada asılı kaldı
bir adım geride kaldı bütün temkinli takvimlerim
dizlerimin dibinde uçurum değil kendi gölgem açıldı
öptü beni o an kaderin terli nefesi

ortasında baharın ateşten bir ayet gibi durdun
vadi boyunca yankılanan kireç kokulu ezan susuverdi
ağaçların gövdesinde kabaran gizli kabuk sazları yavaşça
toprak nefes nefese kalbime doğru yürüdü ağırca
teninde gezinip duran güneş lekeleriyle konuştum sessiz
her çillenin ardında saklı başka bir ihtimal buldum
avuç içlerine dökülen sarı polenleri öptüm usulca
gökyüzü bir anda parantez oldu üzerimizde bu gece
cümlelerimizi içine alan mavi ve yanık parantez
bahar bütün harfleri yeniden dizdi alnıma usulca

soğuk bir iç çekişten geçirdi beni o akşam
aklım üşüdü ince bir cam gibi çatladı
nefesim dudağımda buhar olup geri döndü sessiz
yanaklarımda dolaşan gölgeler yer değiştirdi ardı ardına
buz tuttu düşüncelerimin kıyısında bekleyen küçük liman
kendimi unuttuğum dar iskelelerden baktım sana uzun
gözlerinde gelgitler taşıyan tuhaf ve kırık bir deniz
dudaklarında sönmeye direnen ince bir kıvılcım kaldı
ateşle kar arasında sıkışmış tuhaf bir ilahi
her notası içime iğne gibi saplanan kısık şarkı

elime bıraktığın ateşle yokladım bütün kapıları tek tek
geçmişimin yüzüne kapanmış paslı kilitleri yokladım uzunca
parmak uçlarımda gezinen kıvılcımlarla yokladım geceyi sevgilim
nerem yanarsa orada yeni bir sokak açıldı
el yordamıyla bulduğum her sokakta çocukluğum bekliyordu
ceplerinde sakız değil küçük mahşer taşları taşıyordu
onları avuçlayıp sana uzattım titrek bir törenle
buzdan alnıma sürülen kor gibi yandı dokunuşun
gölgemle aramdaki mesafe kısaldı ilk kez o an
dizlerimde büyüyen sarsıntıya küçük kıyamet dedim içimden

tut beni güzel kız düşmeden önce kendime doğru
iman edeyim sana değil sende duran sezgiye
uçurumdan fazla içimde açılan o derin kovuğa
kanat takamayan bütün cümleleri bırak o kovuğa
sen gül ben bu uçurumun dilini yeniden yaşayayım
her taşına küçük ve ateşten bir harf kazıyayım
adınla başlasın içimde yürüyen bütün isyanlar artık
dizlerimden yukarı tırmanan korkuya kardeş olsun nefesin
buz tutmuş aklımı koynuna yatır biraz çözsün
ölümü üşüten yangınlara seninle bir dua tüttürsün

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir