Close

Popüler Yazılar

RAHMET: VAROLUŞSAL ŞEFKATİN ONTOLOJİSİ

RAHMET: VAROLUŞSAL ŞEFKATİN ONTOLOJİSİ

DEMOKRASİNİN GÖLGESİNDE SİYASAL YOKSULLUK

DEMOKRASİNİN GÖLGESİNDE SİYASAL YOKSULLUK

ÖLÜME ÜŞÜYEN YANGINLAR

ÖLÜME ÜŞÜYEN YANGINLAR

Eşim Ayşe’ye

İmdat Demir

sevgilim, ölüme üşüyen yangınlar düşlüyorum seninle bu gece
kor gibi titreşen nefesinle daralıyor odanın ufku
külünden gövde yapan bir çağın tam kenarındayız
gölgemiz duvarlara çarpıp kırılıyor kırık vitraylar gibi
sen gülünce yangın yerinden su fışkırıyor kısa bir an
sonra yine büyüyor içimde koridor koridor karanlık
ölümü üşüten o ateşten yorganı birlikte çekiyoruz üzerimize
gözbebeklerine sığmıyor içimdeki yankının parçalı göğü bu
her kıvılcım adımıza tutulan küçük bir kozmik tutanak
yangın yerinde üşüyen tek şey kalbimizin iç yüzü

akşamı gecenin sabahına yatırıyorum masanın soğuk yüzüne
zamanı ince ince doğrayan bıçak gibi duruyor saat
dakikalar tabağın kenarında kalan ekmek kırıntıları gibi
bir yanda bitmemiş günler diğer yanda başlamamış uykular
sen bardaktaki suya bakıyorsun gelecek kırılıyor yüzünde
ben masaya koyduğum akşamdan göğe merdiven kuruyorum
basamaklarımıza yapışıyor gün boyunca sustuğumuz bütün cümleler
her cümle içimde eksik bırakılmış bir ayin gibi titriyor
akşamı gecenin sabahına sürerken senle kıyamet erteliyoruz biraz
karanlık masanın ortasında yalnız tuz kabı kadar masum duruyor

tüyleri dikenden duvarlar örüyor yavaşça asılığımızın etrafına
kümeleniyor üstümüze konuşmaktan kaçan bütün korku sürüleri
çatlak fay hatları gibi uzanıyor geçmişten gelen susmalar
her taşın içinde saklı bir yüz çığlık atacak gibi
duvarın gölgesinde büyüyor çocukluğumuzun isimsiz sığınak haritaları
bir ucunda senin sesin diğer ucunda paramparça yazgım
asılı duruyor aramızda söylenmemiş bir antlaşma gibi
diken diken kelimelerle örülmüş görünmez bir kale taşıyoruz içimizde
kapıları yalnız uykuda cesaret bulan nefesler için aralanıyor
uyanınca yine dikenlerin üstünde başlıyoruz yeni güne

yıldızlar iki hece büklüm bizi sayıyor gecenin avlusunda
birimizi silince evrenden eksiliyor göğün ince dengesi
senin adınla başlıyor gökyüzü benim suskunluğumla kapanıyor
takımyıldızlar nabzımıza göre yer değiştiriyor bu tuhaf gecede
iki hece kadar kısayız sonsuzluğun ağır defterinde sevgilim
ama adımızı okurken hafifçe titriyor evrenin bileği
bizim için küçük bir yer açılıyor karanlığın kıyısında
orada sırtüstü uzanmış hâlde izliyoruz geçip giden çağları
sessizlik üstümüze örtülmüş ince ama inatçı bir zırh
mimarını bilmediğimiz bu gece tapınağında kalıyoruz birbirimize mecbur

isyanlarımızda sırtüstü uzanıyoruz dünya başımızdan akıp giderken
yukarıda dönen her felaket haberi küçücük meteor oluyor yalnız
biz onların içinden dilek değil direniş cümleleri seçiyoruz
kalbimizin ritmini değiştirince yörüngeden sapıyor eski korkular
bazen bir slogan kadar kısa bazen bir ömür kadar yorgunuz
dünyayı çevirmesin diye üzerimize kapanan tavana tutunuyoruz
avucunda benim yüzüm senin avucumda yanık bir gelecek
ölümü üşüten yangınlardan sızan ince buharı soluyoruz birlikte
yaşadığımızı anlamak için değil yan yana kalmak için
tarihin soğuk alnına küçük bir sıcak leke bırakıyoruz

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir