Close

Popüler Yazılar

RAHMET: VAROLUŞSAL ŞEFKATİN ONTOLOJİSİ

RAHMET: VAROLUŞSAL ŞEFKATİN ONTOLOJİSİ

DEMOKRASİNİN GÖLGESİNDE SİYASAL YOKSULLUK

DEMOKRASİNİN GÖLGESİNDE SİYASAL YOKSULLUK

KARANLIĞIN ATÖLYESİ

KARANLIĞIN ATÖLYESİ

Beyinde kıvılcım yoksa, dağlar sessizdir;
göğün altında uyuyan devler
ışığı hatırlamaz.
Bir zamanlar her biri ateşle konuşurdu,
ama şimdi damarlarında sadece
soğuk demir geziniyor.
Kalem, susturulmuş bir yıldırımdır.


Bir düşünce, yeraltında kıvranır:
“Kim beni yakacak?” der,
“Kim bana bir nefes üfleyecek?”
Cevap gelmez;
çünkü beyinde kıvılcım yoksa,
kelimeler ölü kuşlar gibi düşer
dilin avlusuna.


Daktilonun tuşları,
taş çağından kalma çanlar gibi çalar —
tak… tak… tak…
ama içinde yankılanacak ruh yok.
Mürekkep, kurumuş bir ırmak;
kâğıt, yağmuru unutan bir gökyüzü.
Ve yazar, elleriyle arar
yanmış fikirlerin küllerini.

Bir gün sinapsların arasına
küçük bir kıvılcım düşer.
Onu kimse görmez;
ama beynin karanlığında bir ses yankılanır:
“Yan, çünkü düşünce,
yanmadan görünmez.”
Ve işte o anda —
göğün damarlarında bir kıpırtı,
düşüncenin kalbinde bir uyanış.

Kıvılcım konuşur şimdi:
“Ben, düşüncenin çocuk sesiyim.
Beni söndürürsen,
evren susar.”
O an daktilonun sesi değişir;
her tuş bir gök gürültüsüne dönüşür,
her harf, evrenin sinir haritasına.

Kalem uyanır, mürekkep kabarır,
söz damar bulur kendine;
ateş, kâğıdın teninde yürür,
ve yazı doğar.
Artık kelimeler değil,
alevlerin dili konuşur.
Her satır bir dua,
her nokta bir doğum sancısı.

Beyin şimdi bir tapınaktır,
sinapslar kandil,
mürekkep kutsal yağ.
Ve yazar — rahip değil,
yangının içinden çıkan bir demircidir.
Her kelimeyi ateşte döver,
her harfi kanla mühürler.

Mürekkep yanmadan yazı doğmaz;
çünkü her cümle,
bir küllükten filizlenir.
Kül, kelimenin tohumu,
yanık, anlamın sesi olur.
Ve her fikir,
ateşin diz çöktüğü bir dua hâline gelir.

Daktilonun sesi göğe yükselir;
tak—tak—tak…
yağmur başlar,
gökler kelimeye dönüşür,
ve kainat
bir kez daha yazılır.

Beyinde kıvılcım yoksa,
insan unutulmuş bir makinedir;
ama bir kıvılcım doğduğunda,
o makine Tanrı’nın aynasına döner.
Çünkü her düşünce,
bir evrenin kalp atımıdır.
Ve her kalem-i kadîm bilir:
kıvılcım yanmadıkça,
hakikat uyur.

Sonunda kalem susar,
ama mürekkep hâlâ tüter.
Çünkü fikir,
sadece bir kelime değil —
ateşin hafızasıdır.

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir