HAZANGÂH
İmdat Demir
gün akşama düşerken seni gördüm
ufalanan ufukta sessiz bir çocuk
ay, gözlerinde büyüyen ince yara
ben külden yapılmış bir neşe
avucunda dolaşan ürkek bir rüzgâr
şehrin saçakları yeşil bir dua
düşerken üstümüze kısık bir ezan
tut beni dedim içimden sessiz
akşamın eşiğinde titreyen harflerdim
güzel kız, bu yangın yerinde
gölgen kül, sesin ince bir ırmak
ellerin, biteviye süren takvim çizgisi
her temasında çoğalan esmer kıyamet
ben çocuk olurum, sen asa
ay büyür, sokaklar küçülür içimde
pencere camında terleyen rüyâlar asılı
her damla, senden dönen cümle
seni gördüm, dedim, kendime varamadım
yeşil bir şehir uzar içimde
saçaklarından sarkan tarihî sisler
mermer basamaklarda uyuyan sürgünler
bir bulut gibi damlar geceye
umarsız değil, kaderine uyuşmuş
inerim, her iniş yeni bir çağ
sokağın dili, kesik bir sûre
dükkân camında paslanmış ikonalar
gözlerinden geçerken çoğalır âlem
akşamın göğsünde açılır aynalar
birinde çocuk, diğerinde ihtiyar gölge
hangisi benim, sorarım usulca
cevap, gözkapaklarına saklanan kıvılcım
sen yürürsün, taşın hafızası titrer
her adımın altı gizli bir orman
dallarına asılı yarım dualar
çözülemeyen çocukluk düğümleri sızlar
ben o düğümlerde kalmış sesim
gece büyür, şehir içime sığar
kubbeler taşır, kalbimin uğultusunu
minareler, bitimsiz bir işaret parmağı
yıldızlara değil, senin yüzüne döner
tut beni, desen duyarım
düşer tüm korkular, cam kırıkları
bir sokak lambası kadar yalnız
ama içimde çağlar kadar kalabalık
sana yürüyen isimsiz ordularla
ateşin eşiğinde durur cümlelerim
her biri yanmış bir harf kabuğu
dokundukça dökülür eski benlik
külün altında kıpırdayan taze sabah
sen gülümsersin, kavramlar sürgüne gider
dünya, avucunda küçülen bir harita
ırmaklar silinir, dağlar yer değiştirir
geriye sadece iki söz kalır
biri sen, diğeri dönmek sana
ikisi arasında titreyen sonsuzluk çizgisi
gökyüzü, aklından taşan bir defter
sayfalarında yürür geç kalmış tanrılar
her satırda farklı bir yaratılış hikâyesi
ben kenar boşluğunda küçük bir not
okunursa var, silinirse hiçim
sen bakarsın, mürekkep yeniden yeşerir
şehrin saçaklarından sarkan çocuk sesleri
is kokan göğe karışır usulca
her yankı, içimde çoğalan bir ülke
sınırları senin kirpiklerinle çizili

ay eğilir, saçlarına gece serper
ben, karanlığa bırakılmış su damlasıyım
düşerken çoğalan kırık aynalarda
her parçada sana bakan başka ben
inerim kendimden, merdivensiz, boşluğa
tut beni, demem, susarak kalırım
suskunluk, en yüksek epik çığlık
ve dönerim sana, yine yenik
yenilgi değil bu, kutsal bir yörünge
gün akşama düşer, ben sende kalırım