* apsomati

02 Haziran 2009

çocuklar
bir safta
ve sadelikle
çıkarlar
mahşere
o çocuklar
biz değiliz artık
kocaman bir
kara bulut gibi
alnımızda
durur
geçip giden
günlerin lekeleri

*Ateş kıvılcımı

İmdat DEMİR

ateşten merdiven

18 Şubat 2009

geceyi alarak boşluğuma
giderayak o kuytuda
çeyrek öfke ile aynalar kavrulur
tozdur pıhtılaşan ardında sallanan
zerrecikler yokken
eğilip şafaktan kırıldığımız yer
bu gecede
ordayım
ateşten toplar
kırmızı inciler aralamayı unutalı çok zaman oldu
şarkılarla yazılmayan
uzak ülke ninnileri
bir daha söylenmez oldular
sıradüzen içinde buharlaşan inatlarım
geçmiş
bir asyalının sabır taşında
yağan bir yağmur tanesi
kuralsız cümleler
esrik bir şiirin ilk hüzün harfleri
içimden geçen sahillerin çakıl taşları
bir öykünün işaretçileri gibi atılıyor
bir çocuğun eliyle
düşülen her öze
kardelenler geçiyor
bu aralıkta kafam geçiyor
herşey geçiyor
geçenlere
inat
geçiyorum
hayatın kadınından
dehşetengiz
tadında
kelimelere dökülen yağmurdan
seni avuçlamalı
şakağıma bağışlanan kederin
ince dizleri kıvrılırsa düşer
cehennemin yalın izleri
benliğin girdabında yol işaretleri
sana çıkmayan o ateşten merdiven
inmelidir sabaha bir daha
kınalar geceye çemen
ruhum geriyor ruhumu
matruşka bebek
açsam bir yüzünü saklar kendini
içe doğru patlayan bir sağanak yağız
dışa yağsa
kimse duramaz
bir ateş böceği bu yangına
yağmalı
cennetin tarlalarına
toprağın seven okşayan yüzeyine
işlemeli derinlerine
yağmur yağdığı kadar
akşama düşen kederim
içinden yalnızlık geçen şehrin
seni bağışlayan elleriyle
bir bir sökülen
günlüğümde uzayan bir cumartesidir.
sonrası mı?
parantez içinde
gece…
sarılıp uyudum işte

İmdat DEMİR

*Kız Kulesi

04 Şubat 2009

Gördüm seni saklanma,
O ışığın ne güzel.
Sanki sevgi ve gül!

Ama bu yüzün,
Sanki gül!
Ne mutlusun Kız Kulesi.

Saliha Belemir DEMİR
Sabri Taşkın İlköğretim Okulu
2-B

*Bu şiiri 7 yaşındaki cici kızım Belemir 02.02.2009′da yazdı

*BAYRAĞIM

03 Aralık 2008

Senin gibi güzel
Senin gibi al renkli bayrak
Eğer gelmezsen kalbime seni yazamam
Eğer gelirsen seni kalbime yazarım

Sen ve biz beraber kalırız
Kalmazsak bile seni zorla kalbime koyarım
Sen kendini ve milletimi mutlu ediyorsun
Senden doğan bu ışık ne mutlu

Ve kalbimde hep seni taşıyacağım…

Saliha Belemir DEMİR
Sabri Taşkın İlköğretim Okulu
2-B

*Bu şiiri 7 yaşındaki cici kızım Belemir 1.12.2008′de yazdı

pusulamdaki göl I

09 Eylül 2008

Sahne: 1

-iç ve/ya dış mekân-
şakağında uyuşmuş intihar izleri
gibi duran sıcak mı sıcak
yakarhayat
masalıyla çoğalan enfiye bir yaprak
boynu
ölümü çağıltan ince bir ırmak
düş ya da gerçek
K harfinin iki bacağı gerçek
düş ise arasında abanıyorolmak
insan düşen gerçek
ölüm iki bacağı olan gerçek

sahne: II

-açık ve kapalı mekan-
tül perde düşer benliğiyle arasına
kaybolur (o) zaman çekilir dünyasına
iki üçlü bıçağı öfke ile bilenir
kanlanır sahici yaşamakla çiçekleri
ve köz vakitli sözleri
ince bir dil kıvrımında sallanır
bilir o zaman sahidenyaşıyorolmak
çıyanlardan tabutlar süslemektir

sahne: III

-yok mekânı-
genç bir kız geleceğini
-geleceksizliğini-
ıslak diliyle arar
arar arar arar
ve şair
kocaman bir elif’le
kendini
parçala(mış)tır

imdat DEMİR

pusulamdaki göl II

09 Eylül 2008

-çocuklar doğayı tazeleyen
                             anayı arar-

bir telaştı tepemizde ebemkuşağı inanılmazdı
salaş kulübemizde bir sansarı doyurandı
kurdela takılı sarmaş dolaş kemiklerimiz
dehşetengiz havasından yanaşılmazdı gövdemiz
akardı saçaklarımız göğüsuçlarımıza
kesik bir rüzgarla göğün kalbine saplanırdı
ve içimizdeki geceyi ateşleyen mart sesleri
dilimizin ovuklarına aniden yağardı
alırdı karanfil gibi ölümü döken nisan yağmurları
esrarengiz yüzlerdeki maskeli isyanı
karanlığımızla geceyi aydınlık kılmanın keyfini
ayakuçlarımıza değen güneşle sürerdik

İmdat DEMİR

ben ateşe odunla geldim

09 Eylül 2008

İçimdeki kavurucu fırtınanın adıyla başlamak söze geçse de içimden buna izin vermeyeceğim. Ama korkunç bir fırtına var içimde.. Beynimde zonkları şehirde sokakları parçalayan bir fırtına. Dağlara kaçmak geliyor içimden. Peşimi bırakmayacak bu şehir. Şehri sevmez oldum. Bana yağdıkça bunalıyorum. Ben bulut olup ağlamak isterdim oysa uzaklara.. Herkesin olmadığı uzaklara. Uzaklara o kadar özlem duyuyorum ki bilemezsin. Herkessiz uzaklara. Alıp başımı ellerimin üzerine çıldırmışçasına koşmak istiyorum uzaklara. Ben biliyorum aslında bilmenin en acı olanını… Bilmek insanın kendi uzağına kendini sürüklemesidir. Kendi kaçışına sığınmak istemesidir. Sığınaklar sonbahar yağmurları içimde.. Esrikliğimi üşüten metal yağmurları. Metalın hüznü olur mu.. Şehir de var.. Bu yüzden hangi uzağıma kaçsam bilmiyorum.. Bir söz, belki bir gülüş inficar etmiş bir kıpırdanış, yıkacak beni içime, o en sevdiğim uzağıma. Hasretini biriktirdiğim kuytu köşeme.. Kim yaralanır kim paralanır içimde ve bilinmezce bir dille konuşmak uzandığımda hayat bahçemde.. ve gece bir dostun haykırışına yakalanmak isterdim. Bir sürü yapay cennetlerle çevirdiğim yüzeyimi patlatmak isterdim. İçinden boşalacak uzaklarımı, sedef bir kakmak içinde sarmalayıp sana vermek isterdim. Uzağımdaki kuytuda, kim olduğunu artık düşünmediğim ama bir şekilde vermek istediğim sana. Yersizliğimi katıp kendine düz ovada belki dağları dikerdin eğer bu fırtınayı duyabilsen. Sesi kelimesiz fırtınalar topluyorum an be an yersizliğime…çünkü fena yağmak istiyorum. Bulut olup ağlamak sana; vandal yüreğime inat. Seni yersizliğimde çoğaltmak uzaklığımda yaşamak istiyorum. Bu ateşi çalmak gibidir yeryüzünden.. Hava kararacaktır. Göz uzağı örten perde, uykularıma sen gelince. Uykularına bağışlanmak istemem. Uzaklarına sürgün yaşamayı çerçeveletip asmak istiyorum kuytu yersizliğime. Bir Yahudi bir ben bir de sen olmalısın bu uzak yerde. Bu yer ilk düşüp dizlerimizi incittiğimiz yerdir. Bunu bilmek acı verse de biliyorum dizlerimden önce uzakların kanadığını. Bana sormazlar, bu sonbahar İstanbul’unun haytalığını. Haytalık ki gece dinmeyen bir sancı. Umutların uzaklığını en çok seviyorum uzaklarda. Senin çok yakın hissettiğin uzaklarda. Uzak belki de tek çare.. bu metalik buhurdan kaçmak için. Kaçalım uzaklara kaçalım.. Çimler olsun sarı ve bir insanlık öyküsü varsın yazılmazsın arkamızdan. Öyküler değil midir bizi ayartan baharı sarartan. Baharda kıştan kalma aşklar açar yaza, ve yaz yazdırır sonbaharda beyaz kefeni aşklara. Oysa sonbahar uzaklara göçmenin mevsimi değil midir. Göçmen mevsimleri bırakıp gitmek uzaklara. Bir kelebeğin kanadı bile bu yolculuğa yetiyorsa sonbahar sonbahardır. Biz sonbaharız. Uzaklıklara açan sonbahar… değil midir aynalarda bırakıp tılsımları, yalnızca uzak açan ve kendine kaçanların ayları.

kalbi umuda prangalayan öfke ve üşüyen istanbul

09 Eylül 2008

peltek peltek ular kendini
şehrin eteklerine soyunan dilim
tırmıklanmış dolunayın küf kokan yüzüne

mızraptır tenimde bir ayışığı melodisi
ve atlıyı yere çarpan kalbi umuda
prangalayan çağrı:

/unut gitsin
iç(in)e ait ne varsa
ki bir ayet gelsin
boşluğa boşluğa
daha boşluğa…/

unuttum
kanatlarında gecenin
saklambaç oynayan çocukları
ve tozlu çizmeleriyle orıent kavisler çizen
çobanyıldızını
ve bir parça üşüdüğünü istanbul

/soğukluğunla sarıl
hüznünle çoğalt
ibadetinle boğ beni/

ayet geldi
ve  g e c e  d a ğ ı l d ı …

imdat DEMİR

17 Ağustos 1999

09 Eylül 2008

yeraltındaki haylaz çocuk
ansızın örttü üstümüze geceyi

imdat DEMİR

sarhoş ve tango

09 Eylül 2008

I.

yitirdik
kağıt gemilerimizi
daha ilk provasında
safirden bir oyunun
oynadık
huzursuz geleceği
taş yaratığın uluyan trampetinde

II.

enfiye bir şiir
ikiye böldü
titrek bir elin ıskalayışını

III.

.

.

.

IV.

alnımızın harın imgeleri
birer birer içti
kulelerinden şehri

imdat DEMİR