YÜRÜYEN CÜMLE
İmdat Demir
her şey kelimede başlar, eyvah; ölme
dedim, sen yaşamayı astın boynuna
çekirdek, ikindi sarısında siyah kalır
sabah vaktinde gece karanlığı çoğalır
senin aydınlığında kahverengi şarkı olurum
metafizik kesintidir; nefesim kırılır
pas tutmadan işler kelime gerilimi
söze gelen kurtçuk, zamandan alacaklı
derviş gibi yürürüm, içimde çıngırak
hız, damağımda yürüyen cümledir
ateşi üşüten kelimelerim, ürperir
tuttum bunu; korkularım çözüldü bugün
esen yaprak tutulan rüzgâr oldum
rüyanın kıyısında, taşın hafızası
tarihin içinden, sâbırla geçerim
bir gölgeyi omuzlarım, seslenir
kuyuya eğildim, yüzüm çoğaldı
her yansıma başka bir şehirdir
şehir, içimde kıvrılan bir soru
soru, alnımda ince bir çizik
çizik, âşikâr olmayan bir harita
haritada kuşlar, tersine uçar bugün
benim kalbim, paslı bir saat
saat, zamanı değil; seni ölçer
bir taş yutar, dilim susar
suskunluk, kıyıdaki yosun gibi
yosun, denizin unutkan defteri
defterde adın, yanık mürekkep
mürekkep, geceye çiçek eker
çiçek, sabaha sızan bir sırdır
sır, omzumda ince bir ağırlık
ağırlık, yürürken bile şarkıdır
gözlerim, kırlangıçların göğsü kadar
kadar derim; ölçü bozulur aniden
aniden, içimde bir kıtlık başlar
kıtlık, ekmek değil; anlam ister
anlam, bazen bir külden doğar
kül, avucumda serin bir taçtır
taç, hüküm değil; kırılma taşır
kırılma, varoluşun ince düğümü
sürreal bir pazar kurar rüzgâr
tezgâhta gölgeler, ıslak ipek
ipek, tenimde geceyi taşır sessiz
sessiz, ama kalabalık bir uğultu
uğultu, uzak davul gibi yankı
yankı, içime dönük bir sefer
sefer, haritasız; yine de gerçek
gerçek, rüyayı kıskanır bazen
bir at geçer, tarihin dar sokağından
sokağın taşları, âh çekerek parlar
parlar; çünkü acı, ışık üretir
ışık, gözümü değil; vicdanı yakar
yakar; fakat külümü de arıtır
arıtır, beni senden kalan dille
dil, bazen bir hançer kadar
kadar değil; bir merhem kadar
pastoral bir öğle, otların duası
dua, kuşların boğazında kırılır
kırılır; sonra göğe serpilir mavi
mavi, çocukluğumun eşiğidir bugün
bugün, dünün altını oyan köstebek
köstebek, karanlıkta bile bilge
bilge; çünkü toprağı dinler
dinler; ve kendini inkâr etmez
bir göç başlar, içimdeki kuşlarda
kuşlar, kaburgamda ince bir koro
koro, epik bir ağıt söylemez
söylemez; fısıldar, daha derin
derin; çünkü derinlik, saklar
saklar; fakat sakladıkça çoğalır
çoğalır; ben de çoğalırım
çoğalırım; senin yokluğunda bile
ben, kahverengi şarkı olmaya yemin
yemin, dudakta değil; kemikte durur
kemik, unutmaz; geceyi taşır
taşır; ama sabaha incelir
incelir; rüzgârın bile sesi
sesi, bir tül gibi yırtılır
yırtılır; içinden başka ben çıkar
çıkar; bana bakıp gülümser
şimdi zaman, bir aynayı ters çevirir
ayna, yüzümü değil; boşluğu gösterir
boşluk, bazen bir rahim olur
rahim, karanlıkta ışık büyütür
büyütür; sonra elimde titreşir
titreşir; isimlerim, yer değiştirir
değiştirir; ben, kendime sürgün
sürgünüm, ama yoldaşım kelime
kelime, pas tutmadan işler yine
yine; çünkü gerilim, canlı damardır
damar, içimde tarih taşır sessiz
sessiz; fakat tok bir çan sesi
sesi, iç monoloğu genişletir
genişletir; sonra daraltır beni
bir kapı aralanır, rüya kokar
koku, nâr kabuğu gibi keskin
keskin; çünkü hatıra bıçak sırtı
sırtı, yürürken kanat çizerim
çizerim; kanat değil, çizik
çizik; varoluşçu bir işaret olur
olur; sonra kaybolur, kalır iz
iz, su üstünde yazı gibi
gibi değil; suyun kendisi yazar
yazar; her dalga, bir hüküm
hüküm; ama kesin değil, sezgi
sezgi; çünkü akıl bazen dar
dar; oysa rüzgâr daha geniş
geniş; ben de genişlerim, susarak
bir sazlıkta bekler, eski bir ses
ses, taşın içinden çıkar aniden
aniden; çünkü taşın da kalbi
kalbi; çarpar, ama duyulmaz
duyulmaz; ancak gece eğilince
eğilince; kulağım toprağa değer
değer; orada senin adın var
adın var; fakat kimliğin rüzgâr
rüzgâr; tutulan yaprak gibi bende
bende; korkular çözülür, yeniden
yeniden; bir çekirdek büyür içimde
içimde; ikindi sarısı bir kıvılcım
kıvılcım; sabah karanlığını deler
deler; ben, aydınlıkta kahverengi
kahverengi; çünkü toprakla konuşurum
konuşurum; toprağın dilinde sabır
sabır; dervişin zamandan alacağı
alacağı; ben öderim, nefesle
nefesle; metafizik kesinti sürer
sürer; ve ben ritim olurum
olurum; dilin müziği titrer
titrer; sürreal bir gök açılır
açılır; içinden tarihin dumanı
dumanı; epik bir omuz gibi ağır
ağır; ama taşıyınca hafifler
hafifler; çünkü anlam, yürüyen cümle
cümle; damağımda ateşi üşütür
üşütür; yine de yakar, kıvamında
kıvamında; çünkü acı, ölçü öğretir
ölçü; bozulur, sonra yeniden kurulur
kurulur; ben, kendime geri dönerim
dönerim; ama aynı ben değilim
değilim; kıvrımlı bilinç akışı var
var; rüya kıyısından seslenir
seslenir; “her şey kelimede başlar”
başlar; ve ben, kelimeyi taşırım
taşırım; pas tutmadan, sükûnetle
sükûnetle; içimde fırtına dolaşır
dolaşır; ama dışarıda pastoral öğle
öğle; otların duası, serin
serin; fakat gözlerim yanar
yanar; senin aydınlığında, kahverengi
kahverengi şarkı, bende tamamlanır
tamamlanır; ama bitmez, uzar
uzar; çünkü zaman, bitişi sevmez
sevmez; o, kesintiyi sever
sever; metafizik nefes arası gibi
gibi; ben de aralarda yaşarım
yaşarım; ölme demiştim, hatırla
hatırla; boynunda yaşam asılı kaldı
kaldı; ben de sana bağlandım
bağlandım; söze gelen kurtçuk misali
misali; zamandan alacaklı derviş
derviş; alacağını rüzgârdan alır
alır; yaprak tutulan rüzgâr olur
olur; korkularım çözülür, usulca