HERŞEY KELİMEDE BAŞLAR
İmdat Demir
ı.
çala kamçı, kar bîzar yeleler
ölüm çekirdeği, hayatın öbür yarısı
omuzlarımda keman telleri uçar
gözlerim merdiven yorgunu, kanar
uzaklardan kim sorar, mahşer atlısı
ıı.
yanıp sönen kelimeler, sıska kıvılcım
kesik heceler abak dizer gecede
gökyüzü abanoz, inatla kalır
polen saçlarım, kaçgöç niçinleri
beynimde mermerden anlamlar çınlar
ııı.
bir dize, hangi sözle gelir
soğuk sorular şarabı yakar
elim, kör bir şiir taşır
şehir şiirde içten inficar eder
aşk mı, tuzlu ten adası
ıv.
bir başkası, kıyıda bekler
orada sancı, intihar işaretçisi
mezar kazıcıları, geceyi ölçer
debbağlar sahtiyan, teni dinler
dağ ve kuzgun, susar
v.
bir fotoğraf yanağını açık eder
eşik altında asabî gülüşler
bir çocuğu anneden fırlatmak
bazen anlam arama, esne
belimdeki can, esrîten
vı.
uzaklarda bir yaprağın gölgesi
ruhunu kanatarak sahiplenirsin
oysa “olmak” bambaşka bir şey
ocak başında ateşi seyreden
sözcükler kelebek, plesenta kadar
vıı.
omuzumda kesikler, çekirdek
kamçının sesi tarihe sürtünür
kar, dilimin ucunda ufalanır
yelelerin içinde saklı bir harf
harf, kırık bir kılıç olur
vııı.
göl, göğe tırmanan merdiven
merdiven, gözümde gece taşır
bir atlı geçer, adı belirsiz
nefesi kımızla karışık duman
çadırın içinde rüzgâr okur
ıx.
okur da sayfaları yakar
külün içinden bir gül çıkar
gül, suskunluğa saplanır
kuzgun, alnıma mühür basar
dağ, omzuma ağır bir dua
x.
dua, dilimde ters döner
ben, içimde bir şehir taşırım
şehrin damarları, tel tel keman
kemanın gövdesi, karanlık ceviz
bir nota, mezar taşına yaslanır
xı.
yaslanır, ölüme selâm verir
sonra hayat gizlice çoğalır
çoğalır da kendini unutur
bir yerde çocuk ağlar, sessiz
annesinin eteği, ufuk çizgisi
xıı.
ufuğun ardında paslı bir kapı
kapıdan giren kimliğimi çalar
çaldıkça yüzüm taş kesilir
taş kesilen yüz, gülümser
gülüşüm, asabî bir lamba
xııı.
lamba yanar, söner, yanar
kelimelerim sokakta yırtık afiş
afişlerde mahşer, ucuz ilan
ilanı okuyan kalbini saklar
sakladığı kalp konuşur
xıv.
ben konuşmam, içim yürür
içimin ayakları çıplak, karlı
karlı yolda iz bırakmazlar
iz yerine sorular bırakırlar
soruların ucu, şarap lekesi
xv.
şarap, yüzümü yakar
bir dize düşer mermerden
mermerin içinde ince bir su
su, sürreal bir aynaya dönüşür
aynada ben yok, göç var
xvı.
göç, polen renkli saçlar
saçlarım rüzgârla konuşur
rüzgârın dili eski bir ağıt
ağıt, epik bir ufka yayılır
ufukta atlılar, sayısız değil
xvıı.
sayısızlık yalnızca bir kelime
kelimeyi söylerim, kırılır
kırık kelime abakta sayılır
sayılırken parmaklarım eksilir
eksildikçe çoğalır iç ses
xvııı.
iç ses, dar bir koridor
koridorun sonunda ocak ışığı
ışık, ateşi seyrettirir
ateş, gözlerimde basamak olur
basamak, merdiven yorgunu kan
xıx.
kan, şehir duvarına yazı
yazı, kelebek kanadı kadar hafif
hafiflik, mezar kazıcılarını güldürür
gülüşleri eşik altında büyür
eşik altı, gizlerin mahzeni
xx.
mahzende debbağlar sahtiyan işler
işledikleri ten, rüya kokar
rüya kokusu tarihe bulaşır
tarih, kamçının gölgesini sever
gölge, kirpikli bir keder
xxı.
kederin kirpikleri, abanoz gök
gök, hiç düşmeyen bir perde
perdenin ardında “olmak” durur
durur ve bana bakmaz
ben bakarım, içimden geçer
xxıı.
geçen şey, bir yaprak gölgesi
gölge, ruhumu kanatır
kanayan ruh, süt gibi beyaz
beyazlıkta bir kuzgun kara
kuzgunun gagası, aforizma
xxııı.
aforizma, dilimde küçük taş
taşı çiğnerim, anlam çıkar
anlam, mermerde yankılanır
yankı, keman tellerini titreştirir
teller, omuzlarımı uçurum kılar
xxıv.
uçurumdan düşer heceler
heceler düşer, abak düzenler
düzenin içinde düzensizlik saklı
saklı düzensizlik şehri yakar
şehir yanar, ama duman değil
xxv.
duman yerine polen uçar
polen saçlarıma soru eker
soru, şarabın yüzünü çizer
çizgi kesik bir çocuk sesi
ses, annesinden kopar
xxvı.
kopuşun içinde epik bir boşluk
boşluk, göğsümde geniş ova
ovadan atlılar susarak geçer
suskunluk tarihin ritmi olur
ritim, kalbime vurur
xxvıı.
vuruş serttir, ama şefkatli
şefkat gizlice büyür
büyüyen şey bir gül değildir
gülüş, asabî bir ışık
ışık, eşiği aşar
xxvııı.
eşiği aşan fotoğraf parlar
parlayan yüz, sırrı açar
açılan sır, mezar kazıcılara ağır
ağırlık, gecenin belini büker
gece, abanoz bir gök olur
xxıx.
gök, perdesiz kalır
perdesiz gökte “olmak” bekler
bekleyiş, uzun bir suskunluk
suskunluk, içimde yankı
yankı, beni bana döndürür
xxx.
dönüşte anlarım:
ben, kelimelerden yapılmış bir göçüm
göç, şiirin içinden geçer
şiir, beni taşır
ve her şey, yine kelimede başlar.