YAKICI BUZLAR
İmdat Demir
kar yağıyor, ama üşütmüyor artık;
çünkü soğuk bile yoruldu bu toprakta.
beyazlık, bir kefen gibi örtmüş sessizliği,
ateş ise içeriden yanıyor, dışarıdan değil.
bir ev var, tek başına kalmış dünyanın ortasında,
dumanı göğe değil, hatıralara yükseliyor.
alevler çatıyı değil, geçmişi kemiriyor,
tahta kirişlerde eski bir ses çıtırdıyor.
karın ortasında yürüyen adam,
ayak izlerini geride bırakmıyor artık.
her adımda biraz daha siliniyor,
bir düşünce gibi, tamamlanmadan dağılan.
ateş sıcak değil, yakıcı değil;
sanki üşüyor, sanki yardıma muhtaç.
soğuksa diri, keskin, uyanık,
insanın içine işleyen bir akıl gibi.
evin penceresinde ışık yok,
ama karanlık aydınlık gibi davranıyor.
karanlık, burada saklanmıyor;
kendini gösteriyor, açıkça, utanmadan.
adam yaklaştıkça rüzgâr susuyor,
sessizlik bile geri çekiliyor.
kar, ayaklarının altında konuşuyor:
“yanmak, bazen donmaktan daha ağırdır.”
ateş yukarı tırmanıyor,
ama ısıtmıyor;
çünkü bu yangın, ısıtmak için değil,
hatırlatmak için yanıyor.
ev bir anlık değil, yüzyıllık bir yanış;
içinde çocukluk, pişmanlık, dua var.
adam duruyor, girmiyor, dokunmuyor;
çünkü bazı ateşlere yaklaşılmaz,
sadece tanık olunur.
kar düşmeye devam ediyor,
ateş azalmıyor.
ve dünya, ikisinin arasında
sessizce bölünüyor
kar yağınca yanıyor
ateş harlanınca üşüyor