İÇTİM, DIŞ OLDUM
İmdat Demir
hecenin iç sesi bana ağlar
mutluluk abaküste keder sayar
rakam demledim geceden içtim
integrale inancımı düğümledim yine
sarhoş oldum ateşe soğudum
içtim dış oldum karanlık
enfiye yaprakla geceyi sardım
efsunlu dumanı gündüze düşürdüm
aklımı tabancayla yıkadım sessiz
ölülerin dergâhında yeniden doğdum
ikiz oldum senle ateşle
yüzümde tarihin küfü büyür
pastoral bir rüzgâr omzumda
çoban yıldızları alnıma dokunur
koyunlar susar içimde uzun
toprakla konuşur çıplak kelimem
alegorik bir kuyu susuzluğum
kovayı göğe sallayıp beklerim
epik atlar geçer kaburgamdan
zırhım paslanmış dua taşır
meydanlarda rüyâlarım sürgün
trompet gibi bağırır yalnızlığım
bayraklar yanar göz çukurumda
tarihin nabzı bileğimde zonklar
sezgisel bir sis çöker belleğe
harflerim ürperir çıplak kışta
aforizma gibi keser rüzgâr
kırık aynalarda çoğalır yüzüm
varoluşçu bir çatlaktan sızarım
hiçlik karnıma süt verir
sürreal bir pazar kurdum gecede
balıklar uçurur eski masalları
saatlerim ağlar kumdan yapılma
çanlar çiçek açar mezarlıkta
her sembol başka kapı aralar
anahtarlar cebimde çoğalır
iç monolog gibi daralırım
kabuk tutar içimdeki çığlık
taşra kokar bütün büyük idealler
kitaplarımı yakan çocuk olurum
külümden yükselir ikinci ben
ateşle yıkanan ikizim güler
rüyanın kıyısında kayıkçıyım
ırmaklar ezberler ayak izimi
sularımda çürüyor eski hükümler
adalet bir turna gibi uçar
kanadımda taşırım günahımı
uçtukça ağırlaşır varlığım
zaman içimde bir keman kırar
telinden sızar mor hüzünler
her nota bir mezar kazıyor
toprak alkışlar karanlık soloları
orkestra olur yitik seslerim
şefim suskunlukla beni yönetir
pastoral masumiyet kirlenmiş artık
keçiler bile felsefe geviş getirir
dağlar sırat olur çocukluğuma
süt dişlerim hâlâ kanar içimde
anne ninnileri politik bildirge
beşiğimde sallanır bütün rejimler
alegori çöker kentin üstüne
binalar dua eden omurgalar
asansörler göğe çıkmaz artık
her kat başka bir günah
merdivenler dizime vaaz verir
yoruldukça çoğalır basamaklar
sembolik dönüşümde yüzüm taşır
taş yüzümde bir kalp atar
kalbimde paslı bir saat durur
zembereği çözülen tarih uyur
uyandıkça yeniden ölürüm
her ölüm bana yeni ad verir
aforizmatik bir çivi çakarım
alnıma yazgının karanlık levhası
okuyan herkes kör olur bana
bakışlarımda yankılanır bütün yüzyıllar
yüzyıllar çöker bir anlığa
anlığımda ebediyet çatırdar
sürreal bahçemde ağaçlar konuşur
yapraklarım eski dillerle ağlar
meyvelerim zehirli sorular verir
ısırdıkça çoğalır suskunluğum
suskunluk bana destan öğretir
her hece bir kılıç gibi
epik genişlikte açılır göğsüm
ordular geçer akciğer vadimden
dumanımda yenilir bütün imparatorlar
haritamı çizen çocuktur içimde
oyuncak askerlerim gerçeklerden güçlü
zaferim bir oyuncak gibi kırık
içsel yolculukta kaybolurum sıkça
pusulam kalbimde sürekli titrer
kuzeyim senin ateşli adın
güneyim ölümle yapılan barış
doğumum her gün yeniden başlar
her başlangıçta eskiyim yine
rüya tarih içimde çarpışır
mızrak olur bilinçaltı gölgeler
kalkanım sezgiyle örülmüş ince
savaş bittiğinde bile sürer
barış sadece başka bir savaş
yaralarımda barınır bütün çağlar
son kıtada susmayı öğrenirim
öğrendikçe daha çok konuşurum
kelimelerimden taşar görünmez kan
bu kanla yıkanır her şiir
şiir benim tabancam olur bazen
ateşe soğuyan ikizimle biter