Close

Popüler Yazılar

DEMOKRASİNİN GÖLGESİNDE SİYASAL YOKSULLUK

DEMOKRASİNİN GÖLGESİNDE SİYASAL YOKSULLUK

BİR BARDAK DOLUSU YOZLAŞMA: ESTETİK YOKSULLUK

BİR BARDAK DOLUSU YOZLAŞMA: ESTETİK YOKSULLUK

İmdat DEMİR

Bazı yapılar vardır, ne kadar bakarsanız bakın, göz değil, ruh kirlenir. Rize’deki o çay bardağı görünümlü ucube yapı da işte tam olarak böyle bir şeydir: Göz zevkine ihanet eden, kültürel belleğe savaş açan, kente bir mimari değil, bir estetik cinayet olarak kazınan bir facia. Ve bu facianın şekli ne tesadüf ki bir bardaktır — ama içi çay değil, kitsch’le (yozlaşmış, bayağı, aşırı süslü, duygusal sömürüye dayalı, ucuz taklit veya zevksiz popüler kültür ürünler) doludur. İçen değil, bakan zehirlenir.

Çünkü bu yapı bir bardak değil, mimarlığın yüzüne atılmış soğuk bir şamardır. Bu şamar, yalnızca kötü bir tasarım hatası değil, kentlerin ve halkların estetik duygusunu iğdiş eden bir ideolojik projedir. Rize’deki bu bardak, Adorno’nun “acı verici gerçekliğin bastırılması” dediği şeyin, betonla karartılmış halidir. Domuz kakası gibi duran bir yapıdır; çünkü ne kültürel bir anlam taşır ne de mimari bir değer. Sadece çirkindir. O kadar ki, çirkinliğin bile bir asaleti olabileceğini unutturur insana.

Bu yapı, başlı başına bir zevksizlik anıtı değilse bile, estetik felaketin heykelidir. Ve bu heykelin müellifi yalnızca bir mimar değil; halkın duyarsızlaştırılmış estetik terazisini altüst eden siyasal bir düzenektir. Çünkü bu bardak, yalnızca bir bardak değil, “nasıl yozlaşılır?”ın kent hafızasına kazınmış görsel bir örneğidir.

Rize sahilinde yıllar önce bir umut yeşermişti. Kentin tarihi dokusuna uygun bir düzenleme yapmak için sivil bir inisiyatif kurulmuştu. Hükümeti temsil eden bir figür önderliğinde mimarlar, kent planlamacıları, sanatçılar, entelektüeller bir araya gelmişti. Ben de bu sürece katıldım. Yüzlerce fikir üretildi. Kimisi Karadeniz’in taş ve ahşapla yazılmış kadim mimarisine selam durdu, kimisi modern dokunuşlarla kültürel süreklilik yaratmayı önerdi. Herkes kentle barışık bir gelecek hayal etti.

Ama sonra sahneye “zevksizliğin militanları” çıktı. Siyasi ayak takımı, estetikten habersiz karar vericiler… Onlar için mimarlık, betona şekil vermekten ibaretti. Kültürel miras, tarihin raflarında unutulması gereken bir yük; estetik ise “elitlerin meşgalesi”ydi. Ve işte bu zihniyetin eseri olarak sahile domuz kakasına benzeyen bir “bardak” dikildi.

Evet, yanlış duymadınız. Domuz kakası. Bu ifadeyi kullanmak zorundayım çünkü bu yapının bıraktığı etkiyi başka türlü tarif etmek mümkün değil. Bu yapı ne mimaridir ne de heykel ne sanattır ne de folklor. Bu yapı, çirkinliğin ifadesidir; gösterişin, boşluğun, derinliksizliğin ve her şeyden önemlisi halkı aptal yerine koymanın simgesidir.

Oysa Rize, yüzyıllardır doğayla uyumlu bir mimarinin beşiğiydi. Eğimli çatılar, taş temeller, ahşap gövdeler… Her yapı, coğrafyanın bir parçasıydı. Ama şimdi ne oldu? Şehre bir çay bardağı dikildi ve bu bardak her şeyi yuttu. Tarihi, toprağı, halkın belleğini, geleceğin umutlarını…

Bu yapı, çayın kültürünü yansıtmıyor; onunla dalga geçiyor. Çayı, bir yaşam biçiminden çıkarıp bir “maskot”a dönüştürüyor. İçine sıcaklık değil, reklam soğukluğu doldurulmuş. Kentsel hafızanın üzerine dökülmüş bir beton kâbus gibi.

Çay, Karadeniz’de sadece içilen bir içecek değildir. O, sohbetin ortağıdır. Annenin nasihatine, babanın sessizliğine eşlik eden bir ritüeldir. Gönül yorgunluklarının ilacıdır. Ama bu bardak yapı, çayın bu derin kültürel anlamını bir kenara itip, onu bir turistik aksesuar gibi sergiliyor. Tıpkı Disneyland’daki yapay şatolar gibi.

Bu yapı yalnızca Rize’yi değil, Türkiye’deki kentlerin geleceğini de tehdit eden bir zihinsel toksik salgının dışavurumudur. Çünkü burada asıl olan yapı değil, onun “verdiği poz”dur. Instagram’a uygun bir fon, siyasi bir görsel zafer, estetikten arınmış bir sahne dekorudur bu. Baudrillard’ın simülasyon dediği şey, burada çay bardağı formunda ete kemiğe bürünmüştür. Gerçek olan silinir, yerine gösteri gelir. Yaşanacak mekân değil, tüketilecek görsel yaratılır. Mimar değil, pazarlamacı konuşur.

Yerelliği karikatürleştiren bu yapı, bir tür mimari milliyetçiliğin estetik maskesidir. Çay bardağı, çayın kültürünü temsil etmek bir yana, onun ardındaki emeği, tarihi, yaşamı, hüznü yok sayar. Tıpkı Çin’in Venedik taklidi şehirleri gibi, bu yapı da “bir şey gibi” görünmeye çalışırken, kendi gerçeğini tamamen siler. Oysa kimlik, taklitten değil, özgünlükten doğar. Bu bina ise kendi özgünlüğüne utanarak, onun yerine bir sahte ikon üretmiştir.

Peki bu yapı neden bu kadar tehlikelidir? Çünkü bu sadece kötü bir bina değildir. Bu, halkın estetik duygusuna atılan zincirdir. Siyasetin, halkın gözüne soktuğu bir beton tokattır. “Sizin kültürünüz bu kadar” demenin mimari versiyonudur. Ve en acı olanı, halkın buna razı olmasıdır. Belki anlamadığı için, belki ses çıkaramadığı için. Ama sessizlik, çirkinliğe rıza üretir. Bu bardak, o rızanın heykelidir.

Rize’nin bu bardakla temsil edilmesi, bir şehrin kendi kimliğine yabancılaşmasının acı bir ifadesidir. O bardak ne estetik taşır ne ruh. O bardakla Rize ne yücelir ne büyür. Yalnızca küçülür, silinir, maskeye dönüşür.

Bu bardak mimarisi, sadece kötü bir zevkin değil, bir dönemin mimari yozlaşmasının da temsilidir. Bu bina Duck Architecture’ın karikatür kardeşidir. “Ne satıyorsan onun şeklinde yap binayı” diyen estetik sapmanın Anadolu versiyonudur. Donut satan dükkânın dev bir donut biçiminde yapıldığı absürt örneklerden farksızdır. Ama orada en azından bir dürüstlük vardır: Ne görüyorsan onu alırsın. Rize’deki bardak ise dürüst bir işlev sunmaz; bir kimlik dayatır. O bardak, sadece çayı değil, bir zihniyeti satmaktadır.

Bu bardak yıkılmalı mı? Belki. Ama daha önemlisi, unutturulmamalı. Bu bardak, mimarlık fakültelerinde “nasıl yapılmaz?” sorusunun cevabı olmalı. Bu bardak, her şehrin meydanında estetik duyarlılığın neden önemli olduğunu haykıran bir sembol olmalı. Bir daha bu tür yapılar yapılmasın diye değil, yapıldığında halk isyan etsin diye hatırlanmalı.

Çünkü estetik bir haktır. Ve bu hak, hiçbir siyasi gündem uğruna çiğnenemez. Bir kentin ruhu, bir bardakla temsil edilemez. Hele ki o bardak, kültürün değil, kitsch’in, estetiğin değil, yutturmaca milliyetçiliğin, halkın değil, propaganda mekanizmasının ürünü ise.

Rize’nin çay bardağı yapısı, yalnızca kötü bir mimari değildir. O, bir zihniyetin, bir kültürel çöküşün, bir estetik rezaletin vücut bulmuş halidir. Ve bu yozlaşma bardağına dökülen şey, yalnızca beton değil; halkın estetik algısı, mimarlığın onuru ve kentin ruhudur.

Bardak biçiminde değil, halk biçiminde düşünmeyi öğrenene kadar; bu tür yapılara karşı estetik bir isyanı büyütmeliyiz. Çünkü bazen bir yapının yıkılması değil, onun etrafında doğacak estetik bilinç daha değerlidir.

O bardak kırılmalı. En azından zihnimizde, hafızamızda, gelecek planlarımızda. Gerçek mimarlık, gösteri mimarlığının enkazı üzerine inşa edilmelidir.

Ve o gerçek ne bardak olur, ne simge.

O gerçek, halkın kendisidir.