Close

Popüler Yazılar

DEMOKRASİNİN GÖLGESİNDE SİYASAL YOKSULLUK

DEMOKRASİNİN GÖLGESİNDE SİYASAL YOKSULLUK

GECEYİ UYANMAK

GECEYİ UYANMAK

İmdat Demir

Bir duvar vardı
adı sessizlikti
penceresi yoktu önce,
sonra bir çocuk baktı —
ve sessizlik delindi.

Ağacın gövdesi pencereye yaslandı,
yapraklar dışarıyı hatırladı.
Rüzgâr, köklerin hafızasında
bir ninni söylüyordu:
“Geceyi uyan, gündüzü unut.”

Taşın nabzını duydum o an,
baba toprağının soluk aldığı
bir yerden geçti ses.
Zamanın harcı çatladı,
ve ben, çocuk oldum yeniden.

Kırık bir cama konan serçe
kendini gökyüzü sandı.
O serçe bendim,
çocuk bendim,
ağaç bendim —
ama hiçbiri tam ben değildi.

Bir fotoğrafın içinden geçerken
kendime rastladım:
yüzüm yoktu,
yalnızca bakışım kalmıştı duvarda.

İlk aşkımın sesi geldi uzaklardan,
gecenin kolunda,
yavaş, ürkek,
bir yaprak sesi kadar masum.

Sevgilim,
senin gözlerinde de aynı pencere vardı,
dışarıya bakan,
ama içeriye kapanmış.

Seninle
gündüzleri sustum,
geceleri konuştum,
sabah olunca ikimiz de kaybolduk.

Duvar, bir yüzdü aslında,
ağaç bir damar,
çocuk bir kalp.
Hepsi aynı bedende çatladı.

Baba toprağı,
mezarlıkla bahçe arasında duran
bir sükûnet.
Orada uyuyanlar
geceleri bizi dinliyor hâlâ.

Geceyi uyanmak,
gündüzü uyumak —
bunu Tanrı bile yanlış anlar.

Çünkü gece Tanrı’nın iç sesi,
gündüz insanın dış gürültüsüdür.

Bir çocuk dizlerinin üstünde
karanlığa bir soru sordu:
“Büyümek, unutmak mıdır baba?”

Cevap gelmedi.
Ağaçtan bir yaprak düştü,
cevap o yapraktı.

Ben pencerenin kenarında otururken
ağaç içime yürüdü.
Köklerim duvarı aştı,
dallarım göğe değdi,
ama bedenim yerinde kaldı.

Yorgun bir duvar gölgesinde
kendimi seyre daldım;
yüzümde rüzgârın parmak izi,
gözlerimde toprağın aynası.

Bir taş daha koptu duvardan,
altından eski bir rüya çıktı.
Rüya, suyun dilinde konuşuyordu:
“Sen beklemek değilsin,
beklenen sensin.”

Gecenin alnında bir yıldız yanar,
adını çocuk koyar: “anne.”
Ve sabah doğar,
ama kimse uyanmaz.

Çünkü uyanmak,
artık bir ritüeldir —
kalbi olmayan bir hareket.

Ben o sabah,
gözlerimin altındaki yorgunlukla
dua ettim:
“Bırak, boynu büküklüğüm kalsın,
dünya düzelmesin.”

Rüzgâr geçti,
ağaç eğildi,
çocuk sustu,
fotoğraf konuştu:

“Her pencere bir mezar taşıdır,
her ağaç bir yeniden doğuş.”

Ve duvar —
bütün duvarlar gibi —
içimizde kaldı.

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir