KIYI KAHVESİNDE YALNIZLIĞIN GEOMETRİSİ
İmdat Demir
Kıyıda bir su sesi, henüz adı yok.
Taş, kendi gölgesine tutunur.
Rüzgârın eli, defterin sayfasını aralar.
Deniz, alnında tuzla doğar.
Bir dalga, içindeki sessizliği tartar.
Islak bir mendil, masada unutulmuştur.
Buhar camı yalar, kelime içerden belirir.
Şair, kalemin ucunda değil; nemli bir nefeste başlar.
Her harf, göğsün içindeki davula çarpar.
Şehir uyanır, ritim kalple aynı atar.
Teneke çatılarda ilk damla,
göğün alnındaki ilk yara.
Her düşüş bir düşüncedir,
her yankı bir itiraf.
Yağmur, taşın belleğini uyandırır.
İzmir’in tuzu, Menemen’in nemi,
birbirine karışır, kelimeye dönüşür.
Sis, İstanbul’un saçlarını okşar;
bir vapur uzaktan öksürür.
Köprüde adımlar, ritme dizilir.
Şair bir torna tezgâhıdır.
Kelimeler, demir talaşları gibi kıvılcım.
Her hece, emeğin teriyle parlar.
Bakır borulara öfke üflenmiştir.
Adalet, paslı bir saksafonun içinde ağlar.
Dize barikattır, ölçü direniş.
Kalp, metronoma karşı atan saat.
Davul, halkın göğsüdür.
Meydan, notaların omuz omuza yürüyüşü.
Her adım, bir bildiridir.
Doğu’nun duası, Batı’nın şarkısına karışır.
Kıyı kahvesinde fincan dibinde fal değil,
yalnızlığın geometrisi okunur.
Deniz, eski bir mektubu getirir:
lekeli ama hâlâ anlaşılır.
Bir parfüm izi kalır masada,
gidenin sıcaklığı hâlâ kâğıtta.
Yastıktaki saç teli,
zamanın damarında bir imza.
Her nefes, yeni bir ölçü doğurur.
Aşk bir işçiliktir:
taşla sabır arasında dövülür.
Hece toprağa düşmez;
çocuk sesinde filizlenir.
Yalnızlık, dört duvarlı bir oda;
zemin gölge, pencere geçmiş.
Pantolon paçası su çeker,
üşüyen dizler bir mısra olur.
Masanın ayağı sallanır;
metin kalpte denge bulur.
Kalem vicdan olur,
ulusun belleği tek bedene sığar.
Sokağın köşesinde gazete demeti,
rüzgârda çırpınır manşetler.
Şair, “kalan”ın müziğini öğrenir.
Her susuş, uzun bir tel gibi gerilir.
Işık azalsa da metnin ısısı sürer.
Tramvay rayı çizgi defteri,
simit tepsisinden sabah kokusu yükselir.
Baykuşun zili, bekçi düdüğü,
yağmurun teniyle birleşir.
Şehir, şiirin içine çekilir.
Kaçkar’dan esen nefes,
Kirpi’nin kulağında yankı.
Her dağ, sessiz bir ritim.
Yalnızlık, maviye dokunan bir vicdan.
Her çekiliş, “denizdir” diyen bir iç ses.
Kıyıdaki bankta pas izi kalır.
Giden geminin dumanı,
cümlenin sonunu işaretler.
Bir kapı Kaçkar’a,
diğeri İstanbul’a açılır.
Saatin tik-takı, bardaktaki çaya karışır.
Her buhar bir anıyı taşır.
Kedi adımları taşları yoklar;
sokak hafızasını geri çağırır.
Karanlık koridor, paslı kapı,
duvar sıvasında çatlak harfler.
Her imza, bedenin belleğine kazınmış nota.
Korku var, ama yılgınlık yok.
Dizeler yürür;
halkın nabzı, şairin kalbinde ritim tutar.
Köklere eğilen el, geleceğin tellerini gerer.
Rüzgâr tütünle karışır;
afiş uçar, mermi cümleyi sever.
Hafıza omurga:
unutmak dizeyi düşürür,
hatırlamak halkı ayağa kaldırır.
Türkü korkuyu aşındırır;
nota bilinci diri tutar.
Anahtarlık şakırtısı,
gölgelerin hizası,
hepsi aynı partitürün izi.
Şiir orkestradır:
her dize enstrüman,
her nefes ritim,
her sessizlik akor.
Yaylı ağlar, davul nabız.
Trompet taş duvarda uzun yankı,
sorgu lambası titrer.
Kapanış, bir teşekkür değil;
yeni bir prova çağrısıdır.
Şimdi sahne, şimdi şehir, şimdi söz—dere
melodiye devam eder.
Gökyüzü yine başlar;
damlalar düşer,
kelimeler yavaşça büyür.
Rize’nin toprağı,
Güneysu’nun nefesiyle parlar.
Askoroz tuzu dudakta kristal.
Taşra yabanı ile kent yorgunu,
aynı bedende atar kalp.
Dalgalar ölçü gibi kıyıya vurur.
Kartal rüzgârı bir selamdır:
sessiz, dirençli, mavi.
Penceredeki demir parmaklık,
şafağın ilk çizgisiyle ısınır.
Bir adım öne, bir adım daha;
koro çoğalır,
insan sesi büyür.
Şair sahneden ayrılmaz;
ışık sönse de kelime parlar.
Kapanış, içimizde uzayan bir koridordur;
geri dönüp geçeriz.
Kalem kapanır ama defterin sıcaklığı sürer.
Karanlıkta bir el köke dokunur.
Toprak cevap verir:
“Her sızı bir yeniden doğuştur.”
Mavi, külleri değil,
közleri taşır.
Yalnızlık bilince,
isyan estetiğe döner.
Ritmin içinde düşünce,
düşüncenin içinde yeni bir ritim.
Her dize bir yokuştur,
her nefes bir iniş.
Gecenin sesinde
emek, dua ve sükût buluşur.
Şehir uykuyla uyanıklık arasında,
aşk bir yüz değil, yankıdır.
Camdaki buğu,
nefesin yarım cümlesidir.
Tını, dişlerin arasından süzülür.
Geride bir ıslak cümle kalır.
Yol, paslı raylarında düşünür.
Şair, suskunlukla konuşur.
Ve orkestra,
bir daha hiç susmamak için durur.